Romantik | 100 dakika
Vizyon tarihi: 27 Ocak 2012IMDB Puanı: 8.10
Dil: İngilizce
Yönetmen: Michel Hazanavicius
Başroller: Jean Dujardin, Bérénice Bejo, John Goodman
Michel Hazanavicius tarafından yazılan ve yönetilen Artist / L’artiste, sinema sanatının sessiz dönemine bir saygı duruşu niteliğinde diyalogsuz, sessiz, siyah-beyaz ve saniyede 22 kare. 1927 – 1931 yılları arasında Hollywood’da geçen filmde gözden düşen bir aktörle, yıldızı yeni yükselen bir aktrisin hikayesi anlatılıyor. Başroldeki Jean Dujardin'in filmdeki rolü ile 64. Cannes Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kucakladığını da hatırlatalım.
1920'li yılların sonunda Hollywood sinema sektörünü kökünden değiştirecek 'teknolojik' bir devrim yaşandı. Filmlerde "ses" kullanılmaya başlandı. Fakat sinema sektöründe yaşanan bu devrim boyutundaki bu değişim pek çok insanın mesleğini ve kariyerini de derinden sarstı.
KADRO
Jean Dujardin (George Valentin)
Bérénice Bejo (Peppy Miller)
John Goodman (Al Zimmer)
James Cromwell (Clifton)
Penelope Ann Miller (Doris)
Missi Pyle (Constance)
Beth Grant (Peppy'nin hizmetçisi)
Joel Murray (Polis memuru)
Malcolm McDowell
Ed Lauter
YORUM YAZ
YORUMLAR (24)
Sinema tarihinin ilk filmi sayılan Trenin Gara Girişi (1896) ni izleyen seyirciler trenin üstlerine geldiğini görünce çığlık çığlığa kaçmaya başlamışlar :) Bu filmden 100 küsür yıl sonra 3D gözlüklere seyirciye o heyecan verilmeye çalışıyor.The Artist'te bu uzun soluklu geçişin en önemli kısmına el atmış.Sessiz sinemanın sona ermesi ve günümüze kadar uzanan yeni bir başlangıcın ilk adımlarını dönemin atmosferine oldukça iyi uyum sağlayarak seyirciye sunuyor.Film izlemek için salonlarını dolduran insanların yüzündeki şaşkınlık ve heyacanı görünce o dönemin büyüsünün ne kadar farklı olduğunu görebiliyorsunuz.The Artist'te hikaye ve senaryo dönemin koşullarına cuk oturmuş.Oyunculuklar muazzam hatta filmdeki köpeğin bile inanılmaz bir rol yeteneği var :) Filmin yakın zamanda sinemalarımıza geleceğini düşünürsek bu büyüyü hiç bozmadan sinemada izlemenizi tavsiye ederim.
Bir film ancak böyle açıklanabilirdi...tşkkrlr..
Hiçbir kusur bulamadım bu filmde. Baştan sona kadar pür dikkat ve keyifle izledim. Hayranlık duymak elde değil. O kadar güzeldi ki film bittiğinde bir süre yerimden kalkamadım. Herkese tavsiye ediyorum gidin ve görün.






























Yıl 2011. Teknolojik gelişmelerin hayatın her alanına nüfuz ettiği gibi, sinema başta olmak üzere tüm sanat dallarında da etkisini sonuna kadar hissettirdiği bir dönem. Hayatın debdebesi ve gürültüsü içinde bugünün insanı, şiddetli bir şekilde sadeliğe ve sessizliğe özlem duyuyor. Artık sinemada hemen hemen (birkaç istisna haricinde) “auteur” tarzı yönetmenin de kalmadığını varsayarsak, eskiye duyulan özlem, birkaç kat daha sancılı bir hal alarak kendini hissettiriyor. Tam da bu esnada karşıma “Artist” gibi bir film çıkıyor, sırf afişine bile baktığınızda vurgun yiyebileceğiniz cinsten, siyah-beyaz ve sessiz… Film esnasında gördüğüm, elinde purosu ve viski şisesi olan adamlar ve narin ve ince sigaralı kadınlar, o dönem filmlerini ne kadar özlemiş olduğumu gösterdi. Kim sevmez elinde şemsiyesiyle yağmurun altında Singin in the Rain’i söyleyen Gene Kelly’i, ya da James Stewart’ın suratına o güzel hayatın kondurduğu tebessümü, Cary Grant’ın o havalı oyunculuğunu kim sevmez sorarım size. Film bittiğinde tüm salonla birlikte filmi ayakta alkışladığımda, Alfred Hitchcock, Billy Wilder, Frank Capra, Stanley Donen, Charlie Chaplin ve William Wyler gibi ustaların aklıma gelmesiyle birlikte, aynı zamanda onları da alkışlarken buldum kendimi. Böyle bir filmdi “Artist”. Sinemanın nerelerden geçtiğini yeniden hatırlatması ve o yerlere bir saygı duruşu edasıyla koymuş olduğu tavır da, filmin esaslı bir film olmasındaki en önemli etken. Teşekkür, teşekkür, teşekkür…
bravo:) canımızı erim erim eritin. festivalimiz varda bizmi gitmedik:))
bravo :) film ile ilgili zaten merak içerisindeydim merakım daha da arttı :)
filmi öyle güzel yorumlamışsın ki sosyolog,yazdıklarının üzerine yorum yapmama gerek kalmadı...