YORUM YAZ
YORUMLAR (241)
İnception aşk fenomenine özgün bir bakış açısı getirmese de, aşk-rüya benzerliğini harika bir anlatımla vurguluyor. romantik bir ilişkiyi “iki kişinin kendilerine ait bir dünya kurması” olarak tanımlamak mümkün. bu kendine ait bir dünya kurup, orda yaşamak fikrinin filmde; gerçekten apartmanlardan, köprülerden, denizlerden ve yollardan oluşan, fiziksel anlamda gerçeğe yakınsayan bir alan yaratmak olarak gösterilmesi, bana kalırsa oldukça basit ve çok etkili bir anlatım tekniği. romantik ilişkilerin eskimesi, günümüz insanını yorması(yaşlandırması), aşık insanın gerçeklikle arasına düşen perde ve aşkın(rüyanın) kişinin gerçekliğinin yerini alması. ve hatta eski sevgilinin zihnin karanlık zindanlarında farklı anılarda hapsedilip, arada bir ziyaret edilmesi. nolan bir gün romantik komedi çekerse, romantik komedi türünün hastası olacağım sanıyorum.
bunların arasından rüyanın kişinin gerçekliğinin yerini alması, hayal ve gerçek arasındaki sınırların kaybolması meselesi, aşk üzerine bir saptama olmaktan öte anlamlar taşıyor. iletişimin sanal mecralar üzerinden gerçekleştirildiği, statünün internet sitelerinde veya mmorpg lerde sağlandığı, her türlü simülasyonun olabilecek en gerçekçi biçimlerde sağlandığı, insanların geçimlerini dahi bu sanal ağlar üzerinden sağladığı günümüzde neyin gerçek, neyin sanal olduğunu söylemek gitgide zorlaşıyor. bana kalırsa rüyayla gerçeğin içiçe geçmesi, insanlığın büyük bir kısmının her gün deneyimlediği, görece yeni bir olay. 23 saat aralıksız oyun oynayıp ölmek, binlerce dolara online oyun karakteri satın almak gerizekalılıktan kaynaklı olabileceği gibi, bahsettiğim gerçekten kopuşla yahut yeni bir gerçekliği seçmekle ilintili de olabilir. yine bu gerçeklikten kopuş mevzusunda, örneğin dışa kapalı bir cemaatte hayatını sürdüren bireyin değer yargılarının, kurgulanmış bir gerçekliğe göre şekilleneceği sonucuna da varabiliriz. (yazar bu noktada takva filmini hatırlamayı ve hatırlatmayı bir borç biliyor.)
filmdeki totem mevzusunun da dikkate değer olduğunu düşünüyorum. totem kişinin rüyada olup olmadığını anlamasına yarayan bir nesne olarak resmedilirken, kişinin gerçeklikle ilişki kurması için bir nesneye ihtiyaç duymasının altını çizmesi açısından da anlamlı. gerçekliğin, yani temelde status quo olanın, ancak bir vasıta yardımıyla kavranabilmesi, gerçeklikten kopuşun ne boyutta olduğunu göstermesi açısından harika bir anlatım. (biraz mevzuyu cıvıtmak pahasına da olsa, fm oynayan kişinin çişinin gelmesi buna benzemediğini kim iddia edebilir?) filmde bahsedilen türde bir totem bulmanın zorluğunu –verdiği his, ağırlığı gibi özellikler yalnızca sizin tarafınızdan bilinecek- günümüzün standardizasyon kriterleriyle düşünebileceğimiz gibi, totemi düşünce dünyanızı gerçekliğe bağlayan bir dayanak olarak, başkaları tarafından üretilip önümüze sunulan kalıpların dışına çıkmamızı sağlayan bir vasta olarak düşünmek de mümkün.
aslına bakarsanız, aynı the dark knight’ta olduğu gibi inception’da da birçok ilgi çekici nokta bulmak mümkün. en başta söylediğim gibi filmin farklı okumalara açık, çok katmanlı yapısının sebebi de bu. christopher nolan’ın başarısı da bu yapıyla, günümüz sinemasının olmazsa olmazlarını birleştirmekteki ustalığında yatıyor.
rüya içinde rüya. onun içinde başka bir rüya. mindfuck denilecek türden sizi düşünmeye iten bir film. izlenesi.
filmin ayrıntıları için türkçe site arayan arkadaşlara
http://sinemaninrenkleri.blogspot.com/2010/08/inception-baslangc-kurallar-ve-baslangc.html
filmin beğenmediğim yönü aşırıya kaçan aksiyon sahneleri
bu filmin matrix gibi devam filmlerinin yapılmasını istemediği öncelikle belirtmek istiyorum. Çünkü matrix 2 ve 3 te aklımızdaki bir çok sorunun cevabını bulmuştuk. inceptionın bu şekilde son bulması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların arayacağı cevapları olması daha iyi bence..
Açıkçası filmin ilk bir saatini beğenerek izledim ama daha sonrasında geçen her dakika film bitsin diye bekledim. Filmin senaryosunu da yazan Nolan sanırım kendi senaryosunu çok beğenmiş ve konuyu 2,5 saate sığdırmış:)Rüyalar üzerine kurulu 2,5 saatlik bir filmin neredeyse tamamının aksiyon filmi havasında olmasını yadırgadım. Konusu gereği “ne zaman ters köşe yapacak” diye seyredilen bir filmde ana hikayenin ne olduğu ve bu ana hikaye üzerine ne anlatıldığı biraz birbirine girmiş. Bunlar dışında; filmin müziklerini ilk baştan beğendim ama daha sonra hiç durmadan film boyunca devam etmesi sinirimi bozdu. Yazıda geçmiyor ama Nolan’ın “Prestige” filmini çok beğendiğimi de eklemek isterim. Film için notum: 6,5



















Zihinde Dünyalar Yaratmak...
Filmin daha başından yaratılan dünya beni büyüledi. İlk başlarda konuyu anlamaya çalıştım ve de ilk başından konuyu yakaladım. Konuyu yakaladıktan sonra zaten filmden etkilenmeyen biri olmaz diye düşünüyorum. Konuyu yakalamak ve konuyu yakaladıktan sonra yerinizde öylece durup filmi izlemek çok zor. Şahsen yerimde duramadım da...
Her karakter izleyiciye çok güzel sunulmuş. Harika oyunculuklar, harika efektler ve bence ayakta alkışlanması gereken harika senaryo... İnsan zihnindeki bazı şeyleri somutlaştırmak ve belki de bu zihne yapılan müdahalede doğabilecek sonuçlar bir filmde bu kadar mı güzel anlatılır... Tekrarlıyorum, senaryo karışık gelebilir fakat insan zihni ve rüya dünyası ile ilgili basit bir senaryo yapılsaydı film kesinlikle bu kadar başarılı olmazdı. Konu böyle olunca senaryonun basit ve düz anlatımının olmaması kaçınılmazdı. Film aslında gerçekten uzun ve ben bu kadar uzun bir bilimkurguda hiç sıkılmadım (bilimkurgu hastasıyım fakat bazı bilimkurgulardaki gereksiz sahneler insanı sıkabiliyor, yani bilimkurgu riskli bir film türü), aksine kendimi iyice film kaptırıp hayran hayran beyazperdedeki başyapıtı izledim... Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki; eğer kendinizi konuya verirseniz o rüya dünyasını hissedersiniz hiç tereddüt etmeden bu filme bir başyapıt diyebilirsiniz. Böyle özgün bir senaryonun en derin hatlarına inip, bunları işleyip asıl konuyla bağlamak gerçekten çok zor bir iş. Bunu beyazperdeye taşımanın zorluğunu anlatmıyorum zaten...
Christopher Nolan gerçekten zor bir iş başarmış ve bu başardığı işi seyirciye harika bir sunumla aktarmayı da ihmal etmemiş... Gerçekten sıradan bir film değil. Bütün bunların ardından o konu, oyuncular, müthiş sunum insanı o kadar etkiliyor ki senaryo ne kadar doyurucu olsa da (fazlasıyla) kendinizi biraz daha kaptırmak, yaratılan dünyayı biraz daha izlemek istiyorsunuz... Sonuç olarak gerçekten bir filmden beklenenin çok daha fazlası... Ben senaryoyu anlayabildim fakat senaryonun anlaşılabilirliği genele vurulduğu zaman filme eksi bir yön olarak geri dönüyor ama ben bundan şikayetçi değilim çünkü gerçekten daha iyisi olamazdı. Film boyunca bir rüyada gibiydim ki hâlâ öyleyim. Bu rüyadan uyanmak gerçekten çok zor... Fakat önce şunu sormam gerek kendime: ''Rüyadan uyanmak istiyor muyum?..''
9/10