Splice: Klişelerle örülü sıkı bir film

Splice: Klişelerle örülü sıkı bir film

ender
Bilimkurgu hayranları Avatar gibi şaaşalı bir törenin ardından Splice’ın karanlık ve klostrofobik atmosferine dalmayı sever mi bilinmez ama aynı zamanda Küp (1997) gibi yaratıcı ve olağanüstü bir filme imza atmış Vincenzo Natali’nin yeni filmi denemeye değer.

Kanadalı bağımsız yönetmen Vincenzo Natali ’97 yılında neredeyse olmayan bir bütçeyle Küp’ü (Cube) çektiğinde iki şeyi ispatlamıştı: Birincisi iyi bir senaryo ve yaratıcı bir yönetmen sıkı bir bilimkurgu için paradan daha değerliydi, ikincisi ise bir filmin para kazanması için birinci maddenin gerçekleşmesi yeterliydi.
Ancak Küp’ün başarısı her ne kadar yapımcıların iki devam filmi çekmelerini sağladıysa da Natali bunlarda yer almak yerine kariyerine bir kara film ve bilimkurgu kırması olan Şifre (2002); aidiyet duygusuna sıkı bir taşlama niteliğindeki Nothing (2003) ve büyük usta Terry Gilliam’ın Tideland’inin çekim hikayesini anlatan Getting Gilliam (2005) ile devam etti. 2006 yılında Paris, je t'aime projesinde "Quartier de la Madeleine” kısa filmiyle de yer alan Vincenzo Natali büyük çıkışının ardından doğrusu Nothing’deki zekice kurgulanmış senaryosu dışında bizleri pek de tatmin edemedi.

Doğrusu bunca zaman bekledikten sonra onu, doğanın kanununa uymayarak farklı türleri birleştirip mutasyona uğramış bir canavar yaratan biliminsanların öyküsünü anlatacak bir filmde Dr. Moreau’nun Adası’na (1996) yerleşmiş olarak bulacağımız aklımıza gelmezdi.

Splice’ın bilindik klişesi Clive ve Elsa adlı iki genetik mühendisinin hayvan DNA’larını birleştirerek yeni melez yaratıklar ortaya çıkartırken işin içine insan DNA’sı karıştırmalarıyla başlıyor. Sonuçta fiziksel ve ruhsal anlamda beklenmedik bir gelişme gösteren hayret verici bir yaratık olan DREN ortaya çıkıyor. Elbette Dren ilk kolon “Dolly” gibi koyun koyun oturmuyor. Başta yaratıcıları olmak üzere herkesin başına sıkı dertler açmaktan kendini alıkoyamıyor.

Klişeler bazen güzel olabilir

Vincenzo Natali filmin öyküsünün sırtında bir insan kulağı taşıyan bir fareyi gördüğünde kafasında şekillenmeye başladığını söylüyor. Bu tam anlamıyla olağandışı görüntü biliminsanlarının üstündeki inanılmaz ağır yükü de özetliyor aslında: Doğanın kanunlarına aykırı davranmayı seçtiğinizde ya kahraman ya da cani olarak anılırsınız.

Frankenstein’ın doğduğu günden bu yana sorgulanan tanrı biliminsanı karşıtlığı ya da yakınlaşması Adrien Brody ve Sarah Polley’nin canlandırdığı Elsa ve Clive karakterinde hiç de karikatürize edilmeden alabildiğine gerçekçi yansıtılıyor. Öte yandan bu çaba zaman zaman klişe diyaloglara düşmek gibi bazı sıkıntılı sonuçlara da yol açıyor. Bunca zaman izlemeye alışık olduğumuz açıklamalar ve muhtemelen danışmanların ağzından dökülen sözler senaryoda kendine gereksiz yer ediniyor.

Bütün bu unsurlar birleşince film daha önce izlenmiş duygusu yaşatıyor. Doğrusu filmin kendisi de bunu cesurca yansıtmaktan geri kalmıyor. Zaten karakterlerin isimleri de 1935 yapımı Frankenstein’ın gelininde yer alan Colin Clive ve Elsa Lanchester karaterlerine saygı duruşunda bulunuyor. Aslına bakarsanız film gücünü tam da bu geçmişten alıyor. Klişelerle oynuyor, onları övüyor ve zaman zaman onlara düşmekten keyif de alıyor.

Ancak yine de Splice, bilimkurgu hayranları ya da bağımsız sinemanın sıkı takipçilerini sonuna kadar tatmin edebilecek mükemmel bir film değil. Daha çok eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacak sürükleyici ve bazı sahneleriyle de unutulmayacak sıkı bir film olduğunu söyleyebilirim.

yorum yaz

yorumlar

henüz hiç yorum yapılmamış