Bazı yönetmenler vardır bize sinemanın bir sanat olduğunu hatırlatır, hatta kanıtlarlar. Kuşkusuz Lars von Trier bu isimlerin başında geliyor. Kendi buhranlarından ve düşlerinden yola çıkarak yaptığını söylediği 'Deccal' (Antichrist) sinematografik açıdan bunu kanıtlayan etkileyici bir yapım.Lars von Trier'in sinemasına biraz aşina olanlar onun sıra dışı bir çalışmaya imza atmasını şaşırmaz, aksine ondan bunu bizzat beklerler. Her filmi tartışılan, beğenilse de beğenilmese de yenilikçi tutumuyla izleyenleri ve sinemaya gönül verenleri şaşırtan Trier, 'Deccal' ile kanımca en provakatif ve sert filmine imza atıyor.
'Deccal'ın sinopsisini okusanız son derece yalın bir konuya sahip olan bu filmin olsa olsa sıkı bir psikolojik gerilim filmi olduğunu düşünürsünüz. Lakin söz konusu olan Trier olunca işler o kadar yalın ve basit olmuyor.
Trier bu basit gibi görünen bu yalın öykü ekseninde belki de insanlık tarihiyle hesaplaşıyor ve dünyanı gerçek meleği ve şeytanı cinslere ayrılmış insanoğlunun inşa ettiği doğası üzerine pek çok şey söylüyor. Kadına, erkeğe biçilen toplumsal roller, görevler, dini yüklemeler, iktidar araçları, içgüdüler, kötülük, iyilik ve korkular... Benliğimize ve alter egomuza ilişkin çok şey söylüyor, söylemenin ötesinde gösteriyor, hissettiriyor, bunaltıyor ve kışkırtıyor.
Kadın düşmanı mı, kadının yanında mı?
Film, pek çok eleştirmen, sinemacı ve izleyici tarafından kadın düşmanı olmakla eleştiriliyor. Hatta Cannes Film Festivali'inde bu yüzden yuhalandı. Böyle okunmaya açık bir film 'Deccal', lakin ben sağ gösterip sol vurduğunu düşünenlerdenim. Kadının şeytanlığını değil, kadının şeytan yerine komak istenmesini, kadının tarihsel olarak itildiği noktayı, erkek egemen dünyanın Deccalı olarak lanetlendiğini çok çarpıcı bir dille anlattığı kanısındayım. Benim gözümde film feminist bir baş yapıt.
Muhteşem kareler
Filmin özellikle uzun açılış sekansı muhteşem. Yavaş akan olağanüstü güzellikteki kareler ve o karelerden yansıyan yoğunluk adeta sinemanın temelde bir görsel sanat olduğunun kanıtı niteliğinde. Filmin her karesi özenle planlanmış ve çalışılmış. Kuşkusuz bunda oyuncu sayısının az ve mekanların çok sınırlı olmasının etkisi büyük. Temelde iki oyuncu etrafında, üç mekanda; ev, hastane odası ve orman içinde geçen bir film 'Deccal'.
Üzerine söylenecek ve yazılacak çok şey var, filmi farklı açılardan okumak, üzerine binbir kelam etmek mümkün. Trier'i bir sinema dahisi yapan özelliği de bu olsa gerek diye düşünüyorum. Asla tam anlamıyla avucuna alamadığın, düşüncelerinin ötesinde ruhuna, içindeki hayvana değen kışkırtıcı, zorlayıcı yapımlara imza atması. Eğer farklı bir film izlemek, beş dakika sonra unutacağınız değil de üzerine kafa yorun, görüntüleri hafızanızdan çıkmayacak bir film izlemek istiyorsanız, yani sinema sanatıyla ilglileniyorsanız mutlaka ama mutlaka bu başyapıtı kaçırmayın derim. İyi seyirler.


