'Vampir Cehennemi'ne hoş geldiniz!

'Vampir Cehennemi'ne hoş geldiniz!

  • KRİTİK

2002 senesinde şehri ele geçiren köpeklerin gerilimli hikâyesini bir postacı üzerinden anlattığı 22 dakikalık kısa filmiyle dikkat çeken yazar-yönetmen Jim Mickle, dört yıl sonra fareye dönüşen insanların Manhattan’da yaşattığı dehşeti ilk uzun metrajında korku filmi severlere sunmuştu. Kısa filmi “The Underdogs”da rol verdiği Nick Damici ile birlikte yazdığı “Mulberry Street”in başrolünde yine Damici vardı. Toronto Karanlıktan Sonra Film Festivali’nden ödülle dönen ikilinin ortaklığı “Stake Land/Vampir Cehennemi”nde devam ediyor. 

 

 
Senaryoda yine ikilinin imzası var ve Damici başrolde. Şehirden kaçmak için babasının otomobilini tamir etmesini bekleyen Martin(Connor Paolo), köpeğinin uzaklaşması üzerine saklandıkları garajdan çıkıp peşinden gider. O sırada bir yaratık anne babasını ve kundaktaki kardeşini öldürür. Civarda bulunan Mister(Nick Damici) lakaplı gezgin avcı Martin’in hayatını kurtarır ve genç adamı yanına alarak yolculuğuna ortak eder. “Karate Kid” gibi eğitip kendini savunmayı öğrettiği Martin’le birlikte kuzeydeki “Cennet Bahçeleri” ismi verilen bölgeye ulaşmaya çalışırlar.
 
Yukarıdaki gibi özetleyebileceğimiz “Stake Land/Vampir Cehennemi”nin özgün bir temasının ya da öykü gidişatının olduğunu söylemek güç. Zaten bu senaryo odaklı bir film değil. Gündüz saklanan, gece ateşten korkan, kalplerine kazık çakarak öldürülebilen ve zombi davranışları sergileyen zekâsız mutant vampirlerin ele geçirdiği ABD eyaletlerinde geçiyor film. Öncesini birkaç gazete sayfasından gözümüze çalıp doğrudan post-apokaliptik dünyaya açılıyor. B Filmleri için bile fazla ucuz görünen jeneriğinin ardından dingin bir müzikle yol filmi gibi davranıyor. Seyahat boyunca da Mister ve Martin ikilisi karşılarına çıkan tüm vampirleri öldürüp masumları kurtarıyor. Bir sert bir yumuşak formülü sonuna dek sürüyor.
 
 
Yoğun bir muhafazakâr söylemi var filmin. Haçlar, Meryem Ana heykelleri ve “Tanrı” kelimesi her sahnede kendine yer buluyor. Tecavüze uğrayan bir kadının kendisini kurtaran Mister’a ilk ettiği cümle “bana Hristiyan olduklarını söylemişlerdi” oluyor. Kurtuluşun dinle olacağını vadeden umut taciri kardeşlikler ve tarikatlar yol boyu karşımıza dikiliyor. Sahte peygamberler ve farklı cephelere inananlar üzerinden durum değerlendirmeleri yapılıyor. Yol boyu ikiliye katılan ya da ölen karakterlerden en değer verilenin bir rahibe oluşu da filmin dine sıkı sıkıya bağlı yapısının bir başka göstergesi.
 
 
Kuşkusuz Nick Damici’nin karakterinin gerçek adını öğrenemesek de ona “Mister-Beyefendi” denmesinin sebepleri var. Cehenneme dönmüş ABD’de kadına erkeklerle seks yapması gereken varlık gibi bakılırken, o içine kapanmış. Kadınlara ve çocuklara, onu yavaşlatmaları pahasına sahip çıkıyor. Belli etmese de duygusal. Tek amacı “Cennet Bahçeleri” denen yere ulaşmak, yanında da mümkün olduğunca çok kişiyi götürmek. Çocuk, kadın, bebek, siyah derili…
 
Martin’in ise bir karaktere dönüştüğünü söylemek zor. Filmin hemen her sahnesinde yer alsa da sanki bir dekor. Ağzından çıkan tek cümle, ona kim olduğu sorulduğunda söylediği “Mister’in yardımcısıyım”.
 
 
Film ne vampir ne de zombi külliyatına yeni yorum getirebiliyor. Sinemasal buluşlar yapamıyor. Bunu daha önce gördüm hissi vermeyen tek sahne; salgını yaymak için kardeşliğin kurtarılmış bölgeye gökten vampir attığı. Prodüksiyon maliyetini tahmin etmekse güç. Setler ve detaylı makyaj ucuz durmasa da kullanılan doğal ışık ve Mickle’ın yarattığı atmosfer “Stake Land/Vampir Cehennemi”ni tam bir bağımsız korku filmi havasına sokuyor. Film baştan sona korku filmi festivalleri için üretilmiş tadı veriyor. Onlarca korkunun fanatikler tarafından üst üste izlendiği bir seçkinin durağı gibi. Bu tarz bir deneyim yaşamamışlara tarif etmesi güç tatta.
 
“Stake Land/Vampir Cehennemi” yönetmen kumaşı olan birinin elinden çıktığı belli, sinema duygusu olan ancak sinema, televizyon ve edebiyat dünyasında yüzlerce kez anlatılmış öyküsüne yenilik getiremeyen bir film.
YORUM YAZ
YORUMLAR
henüz hiç yorum yapılmamış