Abraham Lincoln suikastının ertesinde yedi erkek ve bir kadın; Başkanı, Başkan Yardımcısı Andrew Johnson ve Dışişleri Bakanı William Seward’ı öldürmeye teşebbüsten yakalanıp yargılanmaya başlandı. Olayın tek kadın şüphelisi Mary Surratt bir konukevi işletmekteydi ve oğlu dâhil olaya karışan isimlerin bir süredir bu eve girip çıkmaları nedeniyle cinayetle ilgisi olduğu düşünüldü. Göstermelik bir askeri mahkeme yaşanacakken Senatör Reverdy Johnson bu duruma itiraz edip adil yargılanma süreci talep etti. Halk hızla suçluların cezalandırılmasını istiyor, devlet de günah keçisi arıyordu. Senatör Johnson kadının suçlu olduğuna emin görünen, orduda dört yıl savaşmış Yüzbaşı Frederick Aiken’dan Mary Surratt’ı savunmasını istedi.

Gregory Bernstein ile birlikte kaleme aldığı öyküden yola çıkarak senaryoyu yazan James Solomon’un bu ilk sinema metnini perdeye aktaran isim 75 yaşındaki ünlü aktör Robert Redford. Başrolde yer aldığı onlarca filmin yanı sıra sekiz kez kamera arkasına geçti şimdiye dek. 2002 yılında verilen Onur Ödülü dışında dört kez aday olduğu Akademi Ödülleri’nden birini 1980 tarihli “Ordinary People/Sıradan İnsanlar” ile yönetmen sıfatıyla kazanan Redford’un yeni filminin ismine yakıştığını söylemek güç.
Hiç de gerçek durmayan bir savaş meydanı görüntüsüyle açılıyor
“The Conspirator/Suikast”. Onlarca ölünün arasında yaralı yatan Yüzbaşı Aiken(James McAvoy), sağları taşıyan askerlere önce yanındaki silah arkadaşını almalarını söylüyor. Rütbesi yüksek olduğundan önce onu götürmek isteyen adama “bu bir emirdir” diyerek dediğini yaptırıyor ve seyirciye bu içler acısı sahneyle Aiken’ın ne kadar asil olduğu anlatılmış oluyor(!) Bu sahnede eşit aralıklarla alana serpiştirilmiş ölü makyajlı bedenlerin mi yoksa beylik lafıyla şanına hayran kalmamız beklenen Aiken’ın mı daha sakil durduğunu söylemek güç.
İki yıl sonrasına sıçrayan film 14 Nisan 1865 gecesi subaylarla dolu bir resepsiyonu ekrana getiriyor. Bu erken zafer kutlamasına katılmayan Başkan Lincoln’un asker dolu bir salonda bulunmaktansa tiyatro izlemeyi tercih ettiği dile getirildikten kısa süre sonra meşhur suikast gerçekleşiyor. Ford Tiyatrosu’ndaki olayı ve suikastçı John Wilkes Booth’un on iki günlük kaçış sonrası Virginia’da bir ahırda öldürülüşünü 17 dakikalık hızlı kurguyla sunan yönetmen Redford hemen ardından vites düşürüp filmini mahkeme salonuna ve Mary Surratt’ın hücresine hapsediyor.

Filmin ana çatışması olarak planlanan Mary Surratt-Yüzbaşı Aikon ilişkisi oyuncu performanslarının yetersizliği ve diyalog kalabalığı nedeniyle bir türlü başarılamıyor. Güneylilerle dört yıl bizzat savaşmış Yüzbaşı Aikon da diğer mahkeme üyeleri gibi kadının suçlu olduğuna gönülden inanıyor ama bir avukat olarak hukukun üstünlüğüne boyun eğip savunma yapmak zorunda kalıyor. Mary’i tanıdıkça ve olayın ayrıntıları gün yüzüne çıktıkça müvekkiliyle yakınlaşıyor, inancıyla gerçeklerin arasına sıkışıyor. Yetenekli bir yazardan çıksa tadından yenmeyecek bir atışmaya dönüşmesi muhtemel bu durum Solomon’un kalemiyle heba oluyor. 19.yüzyılın ortasında yaşıyor gibi davranamayan James McAvoy’un kariyerindeki bu en kötü performansın da faydası olduğu söylenemez. Zaten filmdeki oyunculukların büyük kısmı vasat. Bu bir dönem filmi ve prodüksiyon tasarımı, saç, makyaj ile kostümler döneme uygun hazırlanmış ama mevcut dekordan bize bakan aktör ve aktrisler –dil çalışmasına da özen gösterilmediği için- günümüzde yaşıyor gibi davranıyor.
Filmin görüntü yönetmeni Newton Thomas Sigel’in dev kariyerine ve önceki başarılarına aşina biri olarak bu filmdeki tercihlerini benimsemediğimi de belirtmeliyim. Belki 25 milyon dolara bu çapta bir filmi kotarmanın zorluğu altında ezilmiştir ancak güneş ışığıyla parlayan havada asılı toz yığınları görmekten ve filmin renkleriyle aşırı derecede oynanmasından çok rahatsız oldum.
“The Conspirator/Suikast” Oscar alsın diye üretilmiş olduğunu gizleyemiyor. Gerçek yaşam öyküsü, tarihi drama, ünlü oyuncular, beylik laflar ve metne sırtını dayayan, performansları öne çıkaran yapı. Belki Lincoln suikastını anlatan en iyi film olarak tarihe geçmekti planı, belki de fişek gibi bir mahkeme filmi olmak. Ama iyi bir film olarak dahi hatırlanmayacak.
Benim de merak ettiğim bi filmdi,ancak yazıdan sonra soğudum filmden.