Üç kişilik bir içki sofrasında açılıyor Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi "Bir Zamanlar Anadolu'da". Erkeklerden biri alkol almıyor ama en az diğer ikisi kadar neşeli. Belli ki saf, sevecen biri. Yüzünden belli. Bir kamyon geçiyor önümüzden. Sonrasını görmüyoruz.
Üç araç karanlıkta bozkırda geziniyor. İkisi birbirinden eski binek araç, diğeri askeri. Havayı yakan farlar yaklaşınca içlerinde bir doktor, iki polis, bir savcı, üç jandarma, iki şoför ve iki işçiyle birlikte içki sofrasından iki tanıdık yüz görüyoruz. On üç kişi gecenin bir vakti, gömülü bir ceseti arıyor. Sofradaki üçüncü adamın cesedini.

Nuri Bilge Ceylan altıncı uzun metrajlı filminin ilk uzun yarısını cesedin arandığı geceye ayırıyor. Cinayet zanlılarından Kenan(Fırat Tanış) bir türlü nereye gömdüklerini anımsayamıyor. Bir o çeşmenin başında diyor, bir bu ağacın altında. Alkollü olduğundan o gece, taşlar yerine oturmuyor. Sofradaki ayık zanlının ise tek kelime etmesine izin vermiyor. Belli ki sakladıkları bir gerçek var. Onu koruyor. Komiser Naci'nin(Yılmaz Erdoğan) sabrı kalmıyor, savcı Nusret(Taner Birsel) mayasında var gibi huysuzlanıyor, doktor Cemal(Muhammet Uzuner) dersen aklı ruhu bambaşka bir yerde.
"Bir Zamanlar Anadolu'da" görev icabı bir araya gelmiş bir grup insanın, birçoklarının yaşadığı gibi, herhangi bir gecesini anlatıyor. Ortada ne büyük sırlar var, ne de dönüşler. Zaten amacı bir cinayet soruşturması yaşatmak değil bize. Mecburiyetten bir araya gelmiş ve işini yapan bu insanların hallerini anlatmak. Doktor Cemal boşanalı iki seneye yakın olmuş. Sürekli başka yerde aklı. Komiser Naci işinin zorluklarından sıkılmış. Yükselmek, saygı görmek, kendi deyimiyle halay başı olmak istiyor. Ama düşünecek vakti yok. Evde de hasta bir çocuk ile talepkar bir eş bekliyor. Kendini külyutmaz sayan savcı Nusret başkasınınmış gibi, kendi yaşadığı bariz bir hikaye anlatıyor. Belli ki kafasına takılan bir yer var ama çözüm istemiyor. Doktor ona farkında olmadan bir bakış açısı kazandırdı diye de iyice aksileşiyor. Hata yapmış olabileceğini kabullenemiyor. Zanlı Kenan'ın derdi ise bambaşka. Diğer zanlıyı mı koruyor, dostunu öldürmesinin sebebi ne, çözüldükçe kahroluyor.

"Bir Zamanlar Anadolu'da", "Üç Maymun"un gittiği yoldan devam ediyor. Nuri Bilge Ceylan artık tanınmış, hatta popüler oyuncularla çalışıyor. Diyalog sayısı artıyor. Yılmaz Erdoğan'ın yorumladığı komiser Naci karakteri hiç susmuyor. Tanıtımlar sırasında aktörü filmde tanınmayacak halde göreceğimiz söyleniyordu. Bırakın tanımamayı, basbayağı Yılmaz Erdoğan kişisini görüyoruz. Her zamanki mimikler, tonlamalar. Seyirci izlerken gülümsüyor. Kahkaha atıyor. En olmadık yerde. Akıllarındaki Erdoğan onları gıdıklıyor. Geri kalan tüm oyuncular döktürüyor. Özellikle de Muhammet Uzuner ve Fırat Tanış.
Yönetmen yine kusursuz çerçeveler çiziyor. Kamerasını oynatmadan o kadar çok harekete izin verebiliyor; aynı çerçeve, içindeki unsurlar yer değiştirmesine rağmen her seferinde o kadar güzel ve işlevsel görünüyor ki mest olmamak imkansız. Ceylan, görsel tercihleriyle yine kendine hayran bırakıyor. Görüntü yönetmeni Gökhan Tirkayi büyük kısmı karanlıkta geçen filmde atmosferi başarıyla kuruyor, koruyor.
"Bir Zamanlar Anadolu'da" beklentilerimizle oynuyor. Polisiye beklentilerimizle, aşk filmi beklentilerimizle, CSI beklentilerimizle... Kendi kurallarını koyuyor. Hiçbir şeyi beklediğimiz gibi sunmuyor. Bazen nereye gittiği belli olmasa da yolunu buluyor. Anlatmak değil, düşündürmek istiyor. O uzun gecede ya da otopsi masasında. Sizi kendinizle yalnız bırakıyor. Hayatın hızında. Ne yavaş, ne fazla. Üstün sinema dili nedir, hatırlatıyor. "Üç Maymun" kadar heyecanlandırmasa da; "İklimler", "Uzak", "Mayıs Sıkıntısı" ve "Kasaba" kadar mesafeli durmuyor. "Koza" gibi zorlamıyor.















Devrik cümle kurmak, epik anlatım demek, film yorumu mu demek oluyor şimdi? Bu yazıdan bunu çıkarıyorum. Ayrıca sahne sahne yazacaksınız diye korktum gerçekten. İklimler, Uzak, Mayıs sıkıntısı ne noktada bizi zorladı ki? Hem zorlamak ne demek?