Yusuf ile Aslı genç bir çift. Yusuf, Aslı’ya çok âşık. Soğuk bir gecede, bir taksinin arka koltuğunda tanışıyoruz onlarla. Yusuf endişeli. Aslı bitkin. Bir devlet hastanesinin odasına taşıyorlar hayatlarını Aslı’nın akciğer hastalığı yüzünden. Öksürüyor, nefes alamıyor. Doktorlar kesin konuşmuyor. Röntgeni de görelim, MRI da çekelim, şu tahlili de yapalım. Yusuf gündüzleri mesleğini icra etmek zorunda. Aslı’nın yanından ayrılıyor. Kuyumcu ustası. Sabırla bileziklere şekil veriyor. İnce ince. Aslı bütün gün öksürüyor. Sağda solda başka hastalar var. Hayatları çakışıyor. İşten çıkar çıkmaz Aslı’ya koşuyor Yusuf. Eve gitmiyor. Sabahlıyor. Yandaki yatağa Elena geliyor sonra. Kafasında bir yara. Gözlem altında tutuluyor. Elinde sürekli telefon. Sevecen. Bir şey olursa diye numarasını alıyor Yusuf’un. Haber vermek için…

“Eylül”, fotoğraf sanatçısı Cemil Ağacıkoğlu’nun ilk uzun metrajı. 1997 senesinde ilk kısa filmini çekmiş. Sonra beş tane daha. Yurtiçi ve yurt dışında birçok festivalden ödüller kazanmış. Ve sonunda Yusuf ile Aslı’nın öyküsünü yazmış. İstanbul Bakırköy, Haseki, Kapalıçarşı ve Bahçeköy’de yapılan üç haftalık çekimlerin ardından “Eylül” çıkmış ortaya. İlk gösterimini 35.Montreal Film Festivali’nde yapan film Türkiye’deki ilk gösterimini 18.Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaptı. Festivalin en büyük sürprizi olan “Eylül” jüriden “En İyi Yönetmen” ödülü alsa da, bence yarışma filmleri arasında en iyisiydi.
“Eylül” ilk bakışta Türk sinemasının son dönem minimalist filmlerinden biri gibi duruyor. Öyküye fazla takılmayıp, ruh hallerini inceleyen. Ama ilk kareden onu ayıran şeyler olduğu da belli. Kullanılan doğal ışık ve özensiz çerçeveler perdedekileri daha gerçek kılıyor. Hayatın akış hızında kurgulanan hastane odası yüreğinize çöküyor. Hasta başı beklemiş herkes bilir. Günde bir iki kez doktor gelir. Birkaç dakikalığına. Sizse yirmi dört saat oradasınızdır. Hastanız daha iyiye gitmez. Zaman geçmez. Sevdiğinizin gözünüzün önünde erimesi, çaresizlik mahveder. Cemil Ağacıkoğlu yatan hasta; Aslı, sizinmiş gibi hissettiriyor. Filminin büyük kısmını buna ayırıyor belki ama başarıyor.

Yusuf, perdede görebileceğiniz en âşık adamlardan biri. Belki de en aşığı. Turgay Aydın Yusuf karakterinde karısı Aslı’ya öyle bir bakıyor ki, aşk perdeden üstünüze akıyor. Filmin geri kalan tüm parçaları kötü olsaydı bile, Yusuf karakteri yeterdi sevmeye. Farklı okumalara açık olsa da bu benim için Yusuf’un filmiydi zaten. Tam bir Türk erkeği. Uysal olanlardan. Bir kadını sevmiş. Onun için çırpınıyor. Korumak için, aile olmak için. Çalışıp para kazanıyor. Gözü dışarı kaymıyor. Eşini ölümüne seviyor. Çok zeki değil belki ama hedefinin peşinde gerekeni yapıyor. Yardımsever. Güzel bakıyor. Hataya da meyilli ama. Yoldan çıkarması kolay. Dedim ya çok zeki değil diye. Âşık olduğunu bile unutturabilirsin ona bir süre. Senin kötülüğünün gücüne bağlı.
Cemil Ağacıkoğlu’nun “Eylül”ü eylülün son günü gösterime giriyor. Mümkünse tek başınıza gidin. Yanınızda biri varsa ayrı yerlerde oturun. Yusuf’un gözlerine bakın. Tüm o kasvetin, karanlığın, durağanlığın ve üzücü gerçeklerin arasından çıkıp kendi hayatınızla ilgili büyük umutlarla ayrılmanız olası salondan. Karşınızda yılın en iyi ilk filmi var.
Yazarın diğer sinema yazılarının yer aldığı blog adresi: http://serkancellik.blogspot.com











