'Türk Pasaportu' Üzerine

'Türk Pasaportu' Üzerine

  • KRİTİK
Reklam yönetmeni Burak Cem Arlıel’in Deniz Yeşilgün ve Gökhan Zincir’in senaryosundan yola çıkarak kotardığı “Türk Pasaportu” adlı belgesel 18. Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapılan ilk gösteriminin ardından vizyona çıktı. İlk karesinden itibaren ülkemizde görmeye alışık olmadığımız prodüksiyon kalitesiyle dikkat çeken “Türk Pasaportu”nda jenerikteki isimler dışında tek kelime Türkçe yazı yok. Dokusu da Avrupa-Amerika filmlerini birebir tutan belgeselin herhangi bir noktasından giren kimse Türk yapımı izlediğini anlayamaz. Film için hazırlanan internet sitesi de Türkçe değil.
 
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Fransa'ya girişiyle ülkede bulunan Yahudiler için soykırım başlıyor. Fransa’da ikamet eden Türk Yahudileri için çalışma başlatan Türk diplomatlar vatandaşları koruma altına alıp Auschwithz'e gitmelerini engellemeye çalışıyor, hatta gidenleri kurtarmayı başarıyor. Yaşam mücadelesi veren ancak Türk vatandaşı olmayan Yahudilerin başvurularını da kabul edip onları kurtaran Türk diplomatlarının gösterdikleri kararlılığı anlatan yapımı izlerken “Türk” isminin söz konusu dönemde ne kadar güçlü olduğunu günümüzden görmek kafaları karıştıracak.
 
“Türk Pasaportu Fransa sokaklarında avlanmaya çalışılan küçük bir çocuğun askerlerden kaçışının canlandırıldığı bir sekansla açılıyor. Gözünüzün bir yerlerden ısıracağı, intihal kokan ancak teknik anlamda başarıyla uygulanmış bu bölümün ardından; İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan kurtarma operasyonlarında Kurtuluş Treni ile ülkemize getirilen Yahudilerin röportajları başlıyor. Dönemi anlatırken gözyaşlarına hâkim olamayan bu yaşlı yüzlerin Türkiye’ye olan şükranlarını dinliyoruz uzun süre. Ne yazık ki filmde röportaj yapılan isimlerin her birinin 75 yaşın üzerinde olması, hatta son sekiz ay içerisinde iki tanesinin daha vefat etmesi nedeniyle duygusal davranılarak bu görüntülere fazla yer verilmiş. Yine de canlı tanıkları bulunan bu ilginç olayın perdeye getirilmesi konusunda Burak Cem Arlıel’in zamanlaması takdir edilesi.
 
Argümanını ulaşması güç belgelerle başarıyla destekleyen yapımın en büyük sorunu duygulara fazla yüklenme çabası. Bu uğurda yapılanlardan biri had safhadaki müzik kullanımı. Yüksek sesli coşturucu müzik baştan sona salonu inletiyor. “Çadırımın üstüne şıp dedi damladı” gibi şarkılarla iç yumuşatan çok az an var. Genelde Hollywood’un “Büyük Amerika” tasvirlerindeki izlek uygulanmış. “Türk insanı cesurdur, güçlüdür, dünyaya bedeldir. Nazi subaylarının da karşısına dikilir, dünyanın da. Üstelik mütevazıdır. Bunu haykırmaz. Sessizce yapar yardımını, köşesine çekilir. Önemli olan bir insanın hayatını kurtarmaktır” şeklinde cümleler kuruyor. Filmin “Bir hayat kurtaran, tüm dünyayı kurtarmış sayılır” diyen sloganıyla özetlenebilir bir tavır. Yine de kırk yılda bir böyle bir proje çıkınca karşısına insanın, ona toz kondurası gelmiyor.
 
Yazarın diğer sinema yazılarının yer aldığı blog adresi http://serkancellik.blogspot.com
YORUM YAZ
YORUMLAR
henüz hiç yorum yapılmamış