Bir taşra kentinin saygıdeğer anayasa profesörü Celal Tan, eşinin ölümünden yıllar sonra tesadüf eseri hayatını kurtardığı üniversite öğrencisi ile evlenmiştir. Yeni karısı, televizyonda açık öğretim için ders anlatan dul kızı, bir baltaya sap olamamış oğlu, sürekli televizyon izleyen tekerlekli sandalyedeki annesi ve kızının küçük oğlu; doğum gününde sürpriz yapmak için Celal Tan’ın evinde toplanır. Işıkları söndürüp beklemeye başlarlar. Celal Tan eve gelir, karısı yanına gider, adam genç karısını antrede öldürür ve evden çıkar. İçerideki dört kişi hiç ses çıkarmaz.
Sıradan karakterleri olağandışı durumlara sokup, sıyrılma çabaları üzerine omurgasını inşa eden filmlerden biri “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi”. Kara komediye yakın bir öykü. Onur Ünlü’nün dünyada pek çok örneği olan ancak Türk sineması için nadir tarzıyla birleşince olasılıklar sonsuz. Bazıları değerlendirilebilmiş, bazılarıysa boşa gitmiş.

“Kalabalık bir ailede suç işlenirse bu nasıl örtbas edilir” fikrinden yola çıkıyor film. Cinayetin tanıkları önce üç maymunu oynuyor fakat bunu sürdürmek zor. Ortada sıkıcı hayatlarına adrenalin pompalayan bir olay var, olayı çözmeye çalışan insanlar var, duyguları var. Onur Ünlü’nün aile fikrine takılan kafası var. Kan bağı dışında bir arada kalmaları için hiç sebep olmayan karakterler var. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Aile kavramı dışında son dönemin güncel politik meselelerinden statükocu anayasacılara takılıyor Ünlü senaryosunda. Köksal Engür’ün canlandırdığı, ölmek üzere olduğunu öğrenen bir başka hukuk adamının bildiğimiz dünyadan gitmeyi reddetmesi çünkü başka bir yerin varlığına inancı olmaması üzerinden mevcut durumu hicvediyor. Operacı karakter üzerinden ülkemizin sanata ve sanatçıya bakışına, bunların kutsallaştırılmasına eleştiri getiriyor. Evin tutunamamış oğlunu, zekâsına güvenip yırtma peşinde koşan ancak çevresine yük olmaktan başka işe yaramayan Türk erkeğinin temsili haline getiriyor. Gidişat asıl konuyu, cinayetin çözülme çabasını işlemeye devam ederken; satır araları Ünlü’nün cesur söylemleriyle zenginleşiyor.
18. Adana Altın Koza Film Festivali’nden “En İyi Film”, “En İyi Senaryo” ve oyuncularıyla “En İyi Toplu Performans Ödülü” kazanan “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” gerçekten de kıvamı tutmuş bir ekip performansı sunuyor. Başrolde Selçuk Yöntem bence fazla köşeli bir oyun sergilemiş olsa da komiser Cengiz Bozkurt ile öğretmen kız Ezgi Mola’nın karşılıklı sahneleri başta; Türkü Turan, Tansu Biçer, Güler Ökten ve Bülent Emin Yarar üzerlerine düşeni fazlasıyla yapmış. Tuğra Kaftancıoğlu’na da ayrıca alkış gerek.
Onur Ünlü yeni nesil Türk sinemasının en özgün kalemlerinden biri. Ne seyirci için ne de propaganda uğruna film çekiyor, hayallerini gerçekleştiriyor, o kadar. Hayaletler ya da konuşan trafik ışıkları gibi fantastik öğeleri sert gerçeklere süs yapıyor. Eskişehir üzerinden taşra fikrini, donukluğu, kapalı çevrede yaşamanın getiri ve götürülerini başarıyla çözümlüyor. Yine de üslubu herkese göre değil. Seven de çıkacaktır, nefret eden de onu ama benim filmden sonra hissettiğim şey; Onur Ünlü’nün Aki Kaurismaki sineması ile özel bir bağı olduğu yönünde oldu.
Yazarın diğer sinema yazılarının yer aldığı blog adresi http://serkancellik.blogspot.com











