“Beni bulduklarında patilerim kanlıydı” diyor Miranda July kendi yazdığı monoloğu kedi rolünde seslendirdiği karanlık açılışta. Yine July’nin canlandırdığı Sophie karakteri ile tanışmamız, çalıştığı dans okulundaki resepsiyonist kızın internette çok tıklanan ev yapımı seksi dans videosunu izlerken gerçekleşiyor. Aynı kanepeyi paylaştığı erkek arkadaşıyla bacakları kenetlenmiş olsa da, herkes kendi önündeki ekrana bakıyor. Bir teknoloji şirketinde çağrı merkezi çalışanı olan Jason ile gerçekten birbirlerini seviyor gibi görünüyor, eğleniyorlar. Çift, bir kedi sahibi olmaya karar veriyor. Altı ay ömrü kaldığı söylenen yaralı Paw-Paw’ı tedavisi bitince yani yaklaşık bir ay sonra teslim alabilecekler.

Film zamanıyla ayın 26’sı olarak tarif edilen günü beklemeye başlayan ikilinin hayatı bu kararla değişmeye başlıyor. Sophie’nin ilk tereddüdü “ya vahşiyse, bize bir şey yaparsa” şeklinde olurken, iyi bakılırsa beş yıl daha yaşayabileceğini söyleyen veteriner hepten gözlerini korkutuyor. Bu büyük(!) sorumluluğun en fazla altı ay süreceğini, geri kalan ömürlerini dilediklerince yaşayabileceklerini düşünen çift için işler değişiyor. Beş yıl sonra 40 yaşına geleceklerini hesaplayıp panikliyorlar. “40 demek 50 demek, 50’den sonrası para üstü”. Gerçekten yaşamak istediğin şeylere zaman kalmamış olacak. Bu deli hesabıyla da bildikleri yaşamın bitmesine bir ay kalmış oluyor.
Önce Jason işi bırakıyor, sonra Sophie. Jason kendini dünyayı değiştirecek bir hayır işine(!) adarken, Sophie yıllar boyu çalışıp kazandığı deneyimleri sahip olduğuna inandığı büyük potansiyelle birleştirip kendi dünyasını değiştirmeyi deniyor. Önce Jason Sophie-Jason dünyası dışından bir arkadaş ediniyor, sonra Sophie. Jason’ınki zararsız yaşlı bir adamken, Sophie’ninki seks yapılabilen bir yaşlı adam olduğundan işler iyice raydan çıkıyor.
Miranda July ikinci uzun metrajında sıra dışının peşine düşüyor. Karakterlerini şablonlara teslim etmeme uğruna başka gezegenden gelmişler hissi yaratmayı deniyor. Temel arzu ve ihtiyaçları benzeşen; birbirinin ayak izini takip ederek yaşayan, mutlu olmaya çalışan, yaşlanan ve ölen insanları yok sayıp çizgi dışına çıkılırsa neler oluru sorguluyor. Marjinalin ana akıma bakışına kafa yoruyor. Jason’ın yaşamlarında hiçbir şey değişmesin arzusuyla Sophie’yi dondurduğu sahne filmin zirvesi. Shirty ismini verdiği büyük beden t-shirtüyle dakikalar süren solo video-art çalışmasını filme yediren Miranda July’nin bu tarz yaratıcı fikirlere daha çok yer vermesi “The Future/Gelecek”i daha yukarı taşıyabilirdi. Bu haliyle bir yarım başarı.
Yazarın diğer sinema yazılarının yer aldığı blog adresi: http://serkancellik.blogspot.com












