Bol 'Geyikli' bir komedi / Uğur Vardan / Radikal
Devam filmlerinin en büyük problemi, bir öncekini aşmak ya da hiç değilse aynı çizgiyi tutturmaktır. Geçen sezonun ‘sürpriz’ başarısı ‘Eyyvah Eyvah’ın devamı niteliğindeki ‘Eyyvah Eyvah 2’de, böylesi bir sorun yok. Hikâye, karakterler, benzer atmosfer, esprilerin düzeyi ve müziğin kullanımı, kaldığı yerden devam ediyor. Yönetmenliğini Hakan Algül’ün üstlendiği, senaryosunu Ata Demirer’in kaleme aldığı ilk film, maharetli bir klarnetçi olan Hüseyin’in Çanakkale’nin Geyikli beldesinde başlayıp İstanbul’a taşınan hikâyesini anlatıyordu. Yörenin küçük sağlık ocağındaki hemşire Müjgan’a yanık olan ama hislerini bir türlü açığa çıkaramayan Hüseyin, ninesinin para sandığında bulduğu mektuplarla, öldü sandığı babasının varlığından haberdar oluyordu. Film de asıl olarak ‘Babayı bulmak’ teması üzerinde yükseliyordu. devamını oku
Her şeye 'Turist' kalmış bir film / Radikal / Uğur Vardan
Biri, “Abi geçen gece bir film seyrettim, süperr” der. Diğeri cevap verir: “Yapma ya, ne filmi?” “Fransız” diye cevaplar konuyu ilk açan. “Ee,” diye sürdürür karşısındaki, “Yeniden çekilir mi?” Cevap hemen gelir: “Çekilir tabii, hem de ‘Mis’ gibi olur.” “Peki” diye sürdürür öteki konuşmasını, “ne zaman çekilmiş bu film?” “Aslında çok da eski değil, 2005’te” cevabını alır. Kısa süren sessizlikten sonra, “Canım ne olacak, zaten Fransız filmlerini kim izliyor ki? Koyarız başrole Angelina Jolie’yi, karşısında da şöyle afili bir isim, hallediriz...” der ve konuşmayı sonlandırır. Elbette ben uyduruyorum bu diyalogları, ama 2005’te çekilmeş ‘Anthoy Zimmer’i bu kadar kısa sürede, perdeye taşımanın başka açıklaması yok. devamını oku
Beyaz 'avcı', kara yürek... / Radikal / Uğur Vardan
Uyarı: Bu yazı, filmdeki kimi gelişmelerden bahsetmektedir, bilginize…
Yavuz Turgul yönetmen olarak karşımıza en son çıktığında, ‘Bu yara kolay kapanmaz’ demişiz. Evet, 7 Ocak 2005’te gösterime giren ‘Gönül Yarası’nın üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş. Bu süre için de Turgul elbette boş durmadı, Ömer Vargı imzalı ‘Kabadayı’nın da senaryosuna imza attı. Bugünden itibaren seyirciyle buluşacak olan ‘Av Mevsimi’ ise senaryo ve rejisi Turgul’a ait son adım.Üstadın, sinema tarihimiz içinde ilginç bir yolculuğu var. ‘Rahmetli’ Ertem Eğilmez ekolünün bir üyesi olarak gelenekselden moderne doğru uzanan yolun belki de en önemli tanığı ve dahi, taşıyıcısı. Yani hem eski zamanlara, hem de modern ve ötesine hâkim. Derdi tasası nedir derseniz, daha önceki yapıtları dolayısıyla da altını çizdiğimiz mevzuları hatırlatabiliriz: Turgul, zamana yenik düşen ya da düşmeye mahkum karakterleri taşıdı perdeye hep. Batılı jargonla söylersek, ‘Dekadans’la birlikte yitip gitmekten başka pek de çaresi kalmamıştı onun kahramanlarının. Daha önce de defalarca örneğini verdim; bir anlamda Peckinpah’ın ‘Nesli tükenen kovboylar’ı, ya da Eastwood’un ‘Unforgiven’ındaki eski silahşor Munny gibiydi Turgul’un dünyasına ilham verenler. devamını oku
Felaketim olurdu ağlardım... / Uğur Vardan / Radikal
Todd Phillips, sanırım bize şunu hatırlatmak istiyor; öyle ya da böyle yanına Zach Galifianakis’i aldığında işin bitiktir... ‘The Hangover’da, ‘Bekârlığa veda’ partisi tadında şöyle bir takılırken başlarına gelmedik bela kalmayan grubun ‘en orijinal’ karakteri Alan Garner’a hayat veren Yunan kökenli oyuncu, ‘Git Başımdan’da (Due Date) bu kez belanın bizatihi kendisi olmaya niyetleniyor.Öykü, zoraki bir birlikteliğin getirdiği çelişkiler üzerine kurulu. Başarılı bir mimar olan Peter Highman, Atlanta’dan hamile olan karısına dönmek üzeredir. Havalimanının kapısından itibaren hayatına bir kâbus gibi çöken Ethan Tremblay ya da bir başka ismiyle Ethan Chase, peşini asla bırakmaz. İkili, uçak kalkışa hazırken çıkardıkları olay yüzünden ‘Uçamazlar listesi’ne konurlar ve bu yüzden ülkeyi, yatayda baştan sonra kat etmek suretiyle Los Angeles’a doğru yola çıkarlar. Ethan, tuhaf bir adamdır. Oyuncu olmak istemektedir. Lakin tam bir felakettir; sakarlıkları, takıntıları, hal ve gidişiyle ortalığı yakıp yıkar. Oyuncu olup yükselmektir hedefi.Bu arada bir gişe görevlisi olan babasının cenazesini kaldırmak üzerine Atlanta’ya gelmiş ve geri dönüşyoluna, ‘müteveffa’nın külleriyle çıkmıştır. Peter bir yandan doğum arifesindeki karısının yanına bir an önce dönmek, öte yandan Ethan gibi bir felaketi de savuşturmak durumundadır…Phillips, kendisiyle birlikte Alan R. Cohen, Alan Freedland ve Adam Sztykiel’in de bulunduğu bir grupla kaleme aldığı ‘Git Başımdan’da ‘yol filmi’ formülünü, ‘dayanılmaz yol’ filmi tadında yeniden üretmiş. ‘Due Date’in yıkıcılığı ilk anda ‘The Hangover’ı andırsa da, birçok Amerikalı eleştirmene ‘Rahmetli’ John Hughes’un 1987 tarihli çalışması ‘Planes, Trains & Automobiles’ı çağrıştırmış. Bu filmdeki Steve Martin-John Candy eşleşmesinin yerini de bir nevi Robert Downey Jr.’la Zach Galifianakis almış.Öykü, temelde çelişkiler üzerine kurulu bir ilişkinin peşine düşse de arka fonuna Irak meselesini, 11 Eylül’ü, aldatılma korkusunu, özgüven problemlerini vs. yerleştirmiş. Yönetmen Todd Phillips, meslektaşı ve yakın arkadaşı Judd Apatow’la, günümüz Amerikan sinemasında farklı bir komedi anlayışının peşinde koşuyor. Bu iki isim, bir anlamda kendi oluşturdukları dünya içinde, farklı gibi görünen ama temelde aynı temalara çarpan yapımlarla dikkat çekiyor. Ama Phillips’in espri anlayışının biraz daha farklı bir modele sahip olduğunu, yeri geldiğinde kaba ve iğrençliği uzanabildiği son noktaya kadar götürebildiğini (Ama tabii ki Farrelly biraderler türünden bir kabalık ve önüne gelene tekmeyi basma türünden bir anlayışı kastetmiyorum) söylemek mümkün. Bu refleks özellikle cinsel esprilerde fazlasıyla dışa vuruyor (bahsettiğim meselenin bu filmdeki uzantısı ise mastürbasyon esprileri). devamını oku
Yolu aynı 'Kavşak'tan geçen herkese... Uğur Vardan / Radikal
Kafka bize memurların, büro dışında da bir hayatları olduğunu çok çok zaman önce hatırlatmıştı. Sinemamız da son dönemlerde gündelik hayhuy içinde ‘özeline’ giremediğimiz insanların bambaşka bir hayatları, hatta trajedileri olduğunu gösterme çabasında. İki sezon önce izlediğimiz Çağan Irmak imzalı ‘Karanlıktakiler’de, bir reklam ajansının getir götür işlerini yapan Egemen’in adeta bir cehennem hayatı yaşadığı evini ve hastalıklı annesiyle olan ilişkisini izlemiştik. Selim Demirdelen de ilk uzun metrajlı çalışması ‘Kavşak’ta, orta çaplı bir büronun muhasebecisi Güven’in, bambaşka hayatı, travması ve de trajedisi üzerine odaklanıyor. devamını oku
Su uyur, para uyumaz... Uğur Vardan / Radikal
Malumunuz üzre Oliver Stone, geriye dönerek sandıktan naftalin kokan karakterlerini çıkarıp yeniden piyasaya süren yönetmenlerden olmadı asla. Ne var ki para uyumadıkça, Gordon Gekko’ların varlığına hepimiz gibi o da inanıyor. Tecrübeli yönetmen o unutulmaz ‘şeytanî’ karakterini hem hatırlamak hem de hatırlatmak amacıyla ‘Borsa: Para Asla Uyumaz’ı (Wall Street: Money Never Sleeps) çekmişti son olarak. İlk kez bu yılki Cannes’da boy gösteren yapım, bugünden itibaren bizde de gösterimde. devamını oku
Bir nevi 'Ay Harekâtı'... / Uğur Vardan / Radikal
İşin içine çocuklar girerse, katı kalpler bir güzel yumuşar... Malum, insanlık Charles Dickens’dan beri haberdar bu teoriden. Dolayısıyla sinema da 100 yılı aşkın bir süredir aynı teoriyi görselleştirme konusunda bir hayli gayretkâr. 7 Temmuz’da Amerika’da vizyona giren ve uzun süre ‘box-office’ listelerinde ‘gururla’ boy gösteren ‘Çılgın Hırsız’ (Despicable Me) da, ana temasını benzer bir güzergâhta biçimlendiren bir animasyon.Pixar’ın bu piyasadaki ‘açık ara’ başarısından etkilenen ve benzer bir şekilde söyleyecek sözüyle dikkat çekmeye çalışan animasyonlar pazarına girmeye karar veren Universal’ın ilk medar-ı iftiharı niteliğindeki ‘Çılgın Hırsız’, Chris Renaud ve Pierre Coffin’in ortak yönetmeliğiyle huzurlarımıza geliyor. Fikir İspanyol animasyon ustası Sergio Pablos’tan çıkmış, senaryoyu ise Cinco Paul ve Ken Dairo kaleme almış. devamını oku
Gününde bir 'A Takımı'... / Uğur Vardan / Radikal
Bitpazarındaki nurlardan kurtulmak mümkün değil. Geçen hafta, botokslu pazularıyla arz-ı endam eden 64 yaşındaki Sylvester Stallone önderliğindeki bir grup ‘demode’ aksiyon figürü, maceradan maceraya atlarken bu hafta da, yine eskilerden bir hoş sada sökün edip geliyor salonlarımıza. Hoş sada dediysem aslında ben çok da izlemedim ama NBC yapımı ‘A-Team’ (A Takımı) 1983-87 yılları arasında önce Amerika’da, sonra da bizde boy göstermişti. Serinin esprisi kısaca şuydu: Özel kuvvetlere mensup dört asker, zamanla işlemedikleri bir suçtan dolayı kanun dışına itilmişler, onlar da yeteneklerini parayı bastıran için gösterme uğraşına girişmişti. George Peppard, Dick Benedict, Dwight Schultz ve Mr. T’nin canlandırdıkları ‘ekip’ içinde en akılda kalıcı tipleme, ‘Rocky serisi’nin üçüncüsünde de boy gösteren Mr. T’nin canlandırdığı Çavuş Bosco Albert ‘Baracus’ olmuştu; çünkü ‘Mohawk stili’ kesilmiş saçlarıyla yeterince dikkat çekiciydi. Şimdi aradan geçen yaklaşık 23 yıl sonra ekip yeni oyuncular ve yeni bir macerayla karşımıza çıkıyor. devamını oku
Yaşlılara yer varmış... / Uğur Vardan / Radikal
Geçen haftanın filmlerinden ‘Zorlu Görev’de genç bir plak şirketi çalışanı, hayranı olduğu eski İngiliz rockstarı, yeniden allayıp pullamanın yollarını arıyor ve bu uğurda başına gelmeyen şey kalmıyordu. Bu haftanın ‘Bitpazarına nur yağdırma’ kontenjanında ise ‘Cehennem Melekleri’ (The Expendables) var. Üstelik bu kez geçmişin tozlu sayfalarında gezinmesi gereken isimleri kimse zorla parlatmak istemiyor, bu işi gerçekleştiren kişi bizatihi yönetmen koltuğuna da oturan, ‘yeterince tozlu’ bir isim; Sylvester Stallone... 70’lerin ortasında ‘Rocky’le parlayan, 80’lere gelince portföyüne Rambo’yu da ekleyen İtalyan kökenli oyuncu-yönetmen, ‘Cehennem Melekleri’nde bir tür ‘Cazcı Kardeşler’ ruhunu yeniden yakalamaya çalışıyor. Malum John Landis’in klasiğinde Jake ve Elwood kardeşler, takımı tekrar toplamak için uğraşıyordu. devamını oku
Son kafa ütüleyici / Uğur Vardan / Radikal
Bazı yönetmenler, kariyerleri boyunca sahanın her tarafında ter dökmek istiyorlar. Hücumu, defansı, orta sahayı deniyorlar, neredeyse kaleye geçmeyi bile kafalarına koyuyorlar. Misal M. Night Shyamalan. Hint kökenli Amerikalı yönetmen, ‘Altıncı His’, ‘Kırılmaz’, ‘İşaretler’, ‘Köy’ gibi tartışılmaya değer yapıtların ardından, ‘Yeni Spielberg’ (malum, özellikle bu ‘yeni’ meselesi futbolda çoktur; ‘yeni Maradona’, ‘yeni Zidane’ ya da ‘yeni Hakan Şükür’ler tükenmez; sinemada da...) unvanıyla anılmaya başlamıştı. Lakin özellikle ‘Sudaki Kız’la birden türbülansa girdi ve neredeyse gövdeyi yere çakıyordu. Bir önceki filmi ‘Mistik Olay’, ‘Eh işte’ kabilindendi. Shyamalan, bu kez de bir çizgi film uyarlaması ‘Son Hava Bükücü’yle (The Last Airbender) karşımıza çıkıyor. Bu da, genellikle gerilimi, esrarı ve atmosferi öykünün kendi dinamikleriyle oluşturan bir yönetmen için, bir anlamda kaleye geçmek gibi bir şey. Çünkü film, tam bir özel efekt gösterisi. devamını oku



