KRİTİK

KRİTİK

Diktatör: Biraz Bağımsız Wabiya!

Sacha Baron Cohen’in kendine özgü kaba komedi anlayışının, her damağa hitap etmese de, kendine özgü bir seyirci profili peydah etmesine yarayacak kadar silkeleyici olduğuna inananlardanım. Kendisinin Ali G tiplemesi ile dikkatleri üzerine topladığı ve Borat gibisinden bir karakter ile, beyazperdede naif bir komedi beklentisi olanların suratına okkalı bir sağ tokat attığı ve Bruno ile de tokat sayısını ikileyerek soldan da bir fiske indirdiği düşünüldüğünde, Diktatör, kendisinin en sevimli ve en naif işi olarak el sallıyor izleyiciye. devamını oku

Bol Aksiyon: 'Koruyucu'

Mesele bir güruh adamı sorunsuzca pataklamaksa eğer, Statham halihazırda bu işi en iyi yapan isimlerden biri kuşkusuz. Her ne kadar son yıllarda kadrosunda dahil olduğu her yeni deli fişek aksiyonla, mesele daha da koflaşmış olsa da, onu aşkta kaybeden, dövüşte kazanan bir tokat makinesi olarak izlemenin, kendine has bir cazibesi var. devamını oku

'Aşk ve Para': Vasıfsız bir iş daha

Katherine Heigl artık tescilli bir romantik komedi oyuncusu. Uzun zamandır içinde yer aldığı projeler romantik soslu, komik (mi) olan filmler. Son işi Aşk ve Para (One For The Money) de bunlardan biri.   İzleyiciye belki de yazının sonunda söylenmesi gereken toparlayıcı cümleleri baştan söylemek istiyorum: Son derece vasat olan Aşk ve Para sadece vakit öldürmek için izlenebilecek bir film. (Nokta) Ama bununla yetinmeyelim ve biraz konuyu açalım: devamını oku

Egoların görkemli aksiyonu: 'Yenilmezler'

Özel efekti bol bir aksiyon ya da macera filmi çektiğinizde ciddiye alınmak istiyorsanız yapmanız gereken karakterlerinize önem vermek ve onlara iyi hikâyeler yazmaktır. Elbette baştan sona senaryonun gücüyle ilerleyen bir film yapamazsınız ama tek amacı iki aksiyon sekansı arasında zaman doldurmak olan bir metinle yola çıkarsanız eleştirmenlerden destek alamaz ve içi boş olmakla suçlanarak eve dönersiniz. Henüz Amerika’da gösterime girmese de nisan ayının üçüncü cuması ülkemizde izleme fırsatı bulduğumuz "Battleship"e kıyasla "The Avengers/Yenilmezler"in kat kat iyi karşılanmasının sırrı burada yatıyor. İlkinin tek amacı işçiliğiyle hayrete düşürmekken, ikincisi ciddiye alınmak istiyor. devamını oku

Torino Atı: Sadece biraz sabır...

Öncelikle ilk olarak şunu belirtmeliyim ki, bir sanat eserini izledikten/okuduktan/dinledikten sonraki yorumlama kısmının ne kadar öznel bir durum olduğunu bir kez daha anladım. Yönetmenin veya yazarın ortaya koymuş olduğu eserde anlatmak istedikleri ile, okuyucu yada izleyicinin o eserden almış olduğu izlenim ve çıkarmış olduğu sonuç kimi zaman benzer olsa da, çoğu zaman da tam tersi olarak bir ilişki içerisine giriyor gibi görünüyor, ki olması gerekende bu bana göre. Çünkü bir sanat eseri, sahibinden bağımsız hale geldiği için bir sanat eseridir. O eser perdeye yansımaya başladığı anda artık yönetmenin filmi olmaktan çıkmıştır, artık yeni sahip izleyicidir. Bu durum, "sanatsal filmler" olarak adlandırılan tür için daha da önemli olarak görünüyor, çünkü izleyici açısından bu filmleri anlamlandırabilmek kolay değildir ve yönetmende, izleyicinin biraz kıvranmasını ve filmden birşeyler çıkarabilmek için çaba sarf etmesini ister. Bu bakımdan bu tür filmleri izlerken, bir nevi kitap okuyor hissine kapılırsınız. Bu sebeple Bela Tarr, Tarkovski ve favori yönetmenlerimden Lars v. Trier gibi isimlerin yapıtları, hiçbir zaman izleyici için kolay lokma olmamışlardır. Bunları neden mi söyledim? Sebeb-i hikmeti şu; film bittikten sonra filmin aklımda çağrıştırdığı şeyler ile yönetmenin gerçekten de bunları mı söylemek istediği sorusu arasında bir bağlantı kurmaya çalıştım. Daha sonra film üzerine Bela Tarr'ın bir röportajını okuduğumda ise, aslında bende uyanan şeyler ile Tarr'ın söylemeye çalıştığı şeyin (ki her ne kadar kendisi söylemeye çalıştığı şeyi ortaya koyarken muğlak davransada) gayet doğal olarak farklı şeyler olabileceğini fark ettim. Bir sanat eserini, sanat eseri kılan en güzel özelliklerden birisinin de bu olduğunu bir kez daha anladım. devamını oku

İddialı bir yapım: 'Vücut'

“Almanya’da porno filmlerde oynayarak yaşamını sürdüren Leyla, hem sevgilisi hem de filmlerinin yapımcısı olan Yılmaz ile Türkiye’ye döner ancak Yılmaz onu başka bir kadınla aldatır. Tüm yaşamı bir anda değişen Leyla eski akrabalarına, Türkiye’nin şartlarına ve yalnızlığa alışmaya çalışırken Yılmaz’dan yeni bir film için teklif gelir. Parasızlık yüzünden pornoda oynamaya karar veren Türk genci İzzet ile tanışmaları da bu şekilde olur.” Çıkış noktasını böyle özetleyebileceğimiz “Vücut” Mustafa Nuri’nin ilk uzun metrajı. Ülkemizdeki ilk gösterimini 18. Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında yapan film arabesk tatlar barındıran iddialı bir yapım olarak tanımlanabilir. devamını oku

Kritik: Kuzgun'a dair

“Ama kuzgun, sessiz büstün üstünde tek başına  Yalnızca bu sözü söyledi, sanki bu bir tek sözle  İçini dökmüş gibi.  Sonra başka birşey söylemedi- ne de bir tüyünü  Oynattı-“      Proje ilk duyurulduğunda, Kuzgun şiirinden yola çıkarak oluşturulan bir hikaye ile karşılaşacağımızı düşündüğümüz, fakat Poe’nun da hikayeye dahil olması ile birlikte Kuzgun’un kusursuz bir marka etiketi olarak filme yerleştirildiğini anladığımız bu polisiye-gerilim; Poe’nun hikayelerinin izinde cinayetler işleyerek bir nevi KarındeşenJackvakasına dönüşen cinayetler silsilesinden güç alıyor. devamını oku

BATTLESHIP: Alien Battı

Amerika’da mı yaşıyorsunuz? 20’li yaşlarınızı bitirmek üzere olduğunuz halde düzensiz bir hayat sürdürmekte direniyor musunuz? Bir kızı tavlamak için gecenin bir yarısı, bir dükkana izinsiz dalıp, her yeri talan edip, polise yakalanmak pahasına, ona arzu ettiği tavuk dürümü sadece 5 dakika içerisinde getirebilecek kabiliyete sahip misiniz? Bir de sizin ardınızı toplamaktan bunalmış olan ağabeyiniz, hayatınıza çeki düzen vermeniz için sürekli dırdır mı ediyor? Üzülmeyin, siz de orduya yazılarak sorumluluk almayı, sevdiğiniz kızı kapıp götürmeyi ve Amerikan kahramanı(!) olmayı başaracak şanslı gençlerden biri olabilirsiniz! devamını oku

Lorax: Şeker tadında Distopya!

İlk Happy Feet filminin üzerinden neredeyse 6 sene geçmiş! Dile kolay! Happy Feet’in hafızamıza kalın kalın kazınan sevimli karakterleri dışında, yabancı medyada “gereğinden fazla mesaj kaygısı barındırıyor.” mazereti il eleştirilmesi,  en az filmin kendisi kadar akılda kalıcıydı kuşkusuz! devamını oku

Kritik: 'Şahane Misafir'

Bir Ferzan Özpetek filmi izlemek için yola koyulduğumuzda, aşağı yukarı nelerle karşılaşacağımızı kestirebiliriz. Kimileri buna kendini tekrar etmek diyebilir, bir kısın izleyici de  kendi ritmini bulmak… Nasıl tanımlandırırsak tanımlandıralım, Özpetek’in anlatımındaki sinemasal bileşenlerin artık fazlasıyla aşinasıyız. Sizi bilmem ama ben bu kıvamı her zaman keyifli bulmuşumdur.  devamını oku
  • toplam: 1,209 yazı