cybilla › profil

cybilla

cybilla İLE BİR ŞEYLER PAYLAŞ
TAKİP
cybilla, Yeryüzündeki Son Aşk (2011) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

Sahip olduklarımız elimizden alındığında ne hissedersiniz? Bir de geri gelmeyeceğini,yerine konmayacağını veya iyileşmediğinizi bilseniz. Peki ya bu kaybettiklerinize her geçen gün yenisi eklense,hayatta kalmanız için size ne lazım ?
Filme ilk başladığımda,son moda virüslü kıyamet filmlerinden biri diye düşünmüştüm ve sıkılmaya başladım. Takii aralarda verilen bilgilendirmeler ilgimi çekene kadar.Merakımı cezbettirdi.Önce kokuyu kaybettiler.Düşündüğümde en sakin başlangıç bana göre.Bu kaybı hissettirmemek için daha tatlı,daha baharatlı ya da daha tuzlu yemekler servis edilerek durum çözümlendi.Ancak 2.kayba kadar.
Kokudaki eksikliği tat alma ile telafi ederken, tolere etme durumu ortadan kalktı bir anda.Tat alma duyusunun kaybı ile birden görsel bir vahşet söz konusu oldu.Yediklerini seyretmek bile mide bulandırıcı.Keyif için yenen o yemekler birden tüm sinirler bozdu ve isyan eder gibi saldırıya dönüştü. Bu sefer hem kokmayan hem de tadını alamadıkları yemekler için zevk alma konusunu seslerine bağladılar. Çıtır çıtır veya kıtır kıtır seslerle gülümsediler ve sakinleştiler.
Ancak 3.kayıpta çaresizlik baş gösterdi. Koklayamadıklarında yerine tat almayı koydukları,tat alamadıklarında renklendirdikleri ve duyamadıklarında işaret dili seçmeleri ile yani hayatta kalma azimlerine rağmen karanlığa gömüldüklerinde yani görmeyi kaybettiklerinde filmin ana mesajını veriyor.
Tüm bu kayıplar yemekler üzerinden gösterilse bile asıl konu aşkta.Ancak nedense filmin en zayıf yeri burası..Tenini koklayamadığı için üzülen bir adam ve yine sevdigini söylememesi gibi kısımlar üstünkörü geçilmiş.
Filmi seyretmeden önce asla özetini okumayınız. Filmi tarif etmesi bir yana,vazgeçmenize sebep olabilir.Bana göre, konu ilgi çekici,mesajlar özel ancak nedense bu filmde içinize sizi alamayan bir durum var.Daha önceden seyrettiğim körlük "blindless" filminin bir üst seviyesi diyebilirim. Son olarak bizimkilerin film isim çevirilerine aldanmayın.İyi seyirler...

cybilla
micheal-myers
cybilla ile micheal-myers arkadaş oldular
Beydaba, cybilla kullanıcısının profiline bir şeyler yazdı
Beydaba
Beydaba

Efendim sizleri görmek ne büyük bir mutluluk...

cybilla cybilla

sizi de görmek çok hoş(geçte olsa)

Beydaba
cybilla
Beydaba ile cybilla arkadaş oldular
cybilla
Yaxley
cybilla ile Yaxley arkadaş oldular
cybilla
SkyWollker
cybilla ile SkyWollker arkadaş oldular
cybilla, Anadolu Kartalları (2011) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

"Vatan kanatlarımızın altında"
Hava kuvvetlerinin 100.yılı nedeniyle çekilen film, 28 Ekimde vizyona çıkmasıyla bir başka hoşluk yaratmış. Bana göre yapılan iş,belgesel kıvamlı bir Top-gun havasında yeni bir çalışma olmuş. (tabii top-gun ile sene farkını düşünmeyin) Son dönemde tv dizilerinden tanıdığımız kalabalık bir oyuncu kadrosu da güzel uyum sağlamış. Özellikle şimdiye kadar hiç seyretmediğim Çağatay Ulusoy ise çok beğendim. Ayrıca uçuş sahneleri muhteşem. Sadece filmin bu sahneleri için bile seyredilmesini öneririm. Hollywood'un senelerden beri askeri konulu filmlerden para ve prim kazanırken bizim bu konularda filmler yapmamız için geç kalındı diyebilirim. "Nefes" ten sonra çok keyif aldığım bu film için tek diyebileceğim kötü eleştirilere göz kapayıp destekleyin. Milliyetçilik veya gençleri pilot olmaya özendirme diye kötüleyenlere ise bir polat alemdar veya ramiz dayı karakterlerine özeneceklerine, bırakın pilotlara özensinler diyelim. Şimdiden iyi seyirler.

cybilla, Sisler Evi (2003) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
2 cybilla

İlk filmi olarak yönetmen Vadim Perelman oldukça başarılı. tabiî ki başarısındaki büyük payı Kingsley ve Connelly'nin oyunculuklarına da bağlamak lazım. İkisinin de inatçılığı, cesareti filmin akıcılığını sağlıyor. Bunun yanında, birisi ne kadar Amerikalıysa diğeri Amerika da yaşasa da mobilyasıyla, yemek yemesiyle tam bir İranlı. Bu yüzden birbirlerini anlamaları zor ve olayları karmaşaya sokan bir halde. Filmin sonundaki yaralı kuş betimlemesi mükemmel. Bana göre ana fikir "dünya malı dünyada kalır" ...Mutlaka izleyin dediğim filmlerden. İyi seyirler.

bu cevap silinmiş
cybilla, İncir Reçeli (2010) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
2 cybilla

“Sen o kadar bir şey söylemeden gidersin ki; üstüne milyonlarca bir şey söylenir.”

Sadece replikleri bile seyretmenize yeter...Ancak ağlayacak yüreginiz varsa izleyin. çünkü konu ne kadar bilindik olursa olsun, o repliklerin üzerine bir de müziği ile sizi içten içe ağlatmaması mümkün değil. Metropol insanının aşklarını bile anlatırken, çizilen aşk ve son eskilerdeki gibi olsa da hastalık ve izlenen yolu birbirinden farklı .Eski Türk filmlerinde kötü son ya veremdi ya da kalp. Şimdilerde ise hiv. Tanışma yerler ise gece klüpleri. Yönetmenin ilk filmi olan (Aytaç Ağırlar), müzikleri sahnelere bağlaması ve görselliğe mana katmasındaki becerisiyle masalsı bir aşk evi yaratmış. Özellikle önceki senelerde yogunca izlediğimiz cinsellik kavranımını filmine katmayarak,izleyicisinden bolca artı almış olmalı.
Ancak bu filmi eğer ki, öncesinde ilk olarak Aşk hikayesi, sonrasında da Kasımda aşk başkadır filmlerini izlememiş olsaydım muhteşem bir film diyebilirdim. Ancak onları izlemiş biri olarak film güzeldi, etkileyici diyaloglara ve müziklere sahipti. Ama muhteşemdi diyemeyecegim. Yine de fazla tanınmamış oyuncular ve ilk yönetmenlikle bundan daha iyi sağlanabilir miydi? Hiç sanmıyorum.. Şimdiden iyi seyirler.

cybilla, Kesinlikle, Belki (2008) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 2 cybilla

"Seninle evlenmek istiyorum çünkü sabah uyandığımda görmek istediğim ilk kişi ve iyi geceler öpücüğü vermek istediğim tek kişi sensin"

Film boyunca ne kadar şanslı bir adamsın dediğim Will Hayes'e bu teklifinden sonra kim kesinlikle,belki der ??? Peki, neden mi hala şanslı diyorum? Çünkü bir erkeğin hayatına girebilecek nadir üç güzel kadına sahip olması ve bu üç kadının dönemsel olarak etrafında bulunması... Tabii ,şanslı olduğu kadar bir de burnunun ucunu görebilse. Küçük Maya olmasa mutluluğu yakalacak gibi de değildi.
Bridget Jones'un Günlüğü ve Fransız Öpücüğü'nün yönetmeninden bana göre bulmaca gibi ilerleyen bir modern masal kıvamında bir film olmuş.Yönetmenin ünlü filmi olan Fransız Öpücüğünden sonra tekrar çalıstıgı usta oyuncu Kevin Kline'ı neredeyse zor tanıyabildim. Muhtemelen ne kadar çok yaşlandığının göstergesi . Tanınan bu kadar çok oyucunun bir arada olması normalde beni ürkütse de açıkcası son dönemde rahatlıkla izlediğim keyifli bir romantik komedi. Keyifle izleyiniz...

cybilla, Stalker (1979) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

Yavaş, hareketsiz, uzun... Bu film için 3 kelime söylemek gerekirse işte ilk aklıma gelenler bunlar. Sanki bir Rus edebiyatından roman okuyorsunuz. O romanlardaki gibi çevre ayrıntıları kamera ile sağlanmış. O kadar ki karakter ile her adımı beraber atıyor, bastığı toprağı hissediyor, nefes alışına kadar duyuyorsunuz. Bunu yanında diyaloglar o kadar az ve öz ki. Her bir replik derin anlamlarla yüklü. Sinemada, sağlanan bu sessizlik daha çok sözcüğe bedel. Filmdeki renkler, ise çok çarpıcı kullanılmış. Renkler özgürlükte bahar gibi yeşerirken, hapis durumunda ise sonbahar gibi çıkartıcı renksizliğe bürünüyor. Filmdeki bazı sahnelerdeki ayrıntıya gülümsemeden geçemedim. O kadar kötü koşullara ve yokluğa rağmen adamın yataktan kalkar kalkmaz dişlerini fırçalaması farklı bir bakıştır. Yönetmenin Mayak nükleer kazasından etkilenip çektiğini, bazı karelerdeki arka plandaki nükleer santralinin görüntüsünden de anlayabiliriz. Hatta bu yüzdendir ki Çernobil’den sonra, bölgenin çalışanlara Stalker yani izsürücü denmiştir. Farklı bir konu için farklı bir yol izlenmiştir ki sıkıcı olarak yorumlayanlar olacaktır. Verdiği felsefe açısından zengin olup sakin kafayla izlenmesini tavsiye ederim.

cybilla, Kaybedenler Kulübü (2011) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
4 1 cybilla

Sorarım size kaçınızın böyle bir hayatı var veya olsun ister? Yoksa böyle bir hayatı seçtiniz ve siz de mi çok yalnızsınız ? ya da birini hatırlamak için " biz sizinle yatmış mıydık" diyebilen bir rahatlık ve bosvermişliğiniz mi var ? Bu filmi sevenler için bu uç kısımları bir özgürlük olarak görüyor demeliyim. Eğer bu hayat size yakın geliyorsa aşık olmadan dokunuyor ya da kokusunu umursamadan sarılıyorsunuz... Yönetmeni Tolga Örnek “Devrim Arabaları”dan sonra neden sıra dışı bir film çekmeye karar vermiş anlayamadım? İşin entresan yanı ise açıklığı göstermeden hissettirebilmesi.yani gözünüzü kapatmanız gerekmiyor. Ama beyniniz parçaları tamamlayabiliyor.

Bu kadar eleştirinin yanında güzel hiç mi birsey yok? Filmdeki küçük de olsa tek artı, anne ve oğlunun ilişkisi. Bir annenin oğluyla zevklerini paylaşması, işini tavsip etmese de ona gözkulak olması, sıkmadan gösterdiği şefkati ve oğlunun annesine karşı olan utancı. 90'lı yıllardaki radyo dinleyenlerinin hatırlayacağı bu film için seyretmeseniz kaybınız olmaz demeliyim.

cybilla, Anneler ve Kızları (2009) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

Gabriel García Márquez'in oğlu Rodrigo Garcia'nın babası gibi başarılı olacağının sinyalini vererek başarılı bir işe imza atmış diyebilirim. Önceki çalışmalarına da bakılacak olursa yönetmenin birbirine yakın tarzlar izlediği düşünülebilir. Öyle ki, isim benzerliği olarak “Fathers and sons” ve yine kadınları merkez alan konusuyla “Nine lives” buna örnek olabilir.

Filmin başarısı sadece yönetmenle de sınırlı değil. Olayların merkezindeki başarılı kadın oyuncular(Naomi Watts,Kerry Washington ve Annette Bening) ve etraflarını sarmallayan başarılı erkek oyuncular (Jimmy Smits ve Samuel L. Jackson ) ile başarısız olması pekte mümkün değil. Ancak bu kadar beğenmeme rağmen, buradaki yorumların azlığının sebebi, bu filmin bizde çok bilinmemesinden kaynaklı olduğunu söylemek gerek. En basiti buradaki girişi bile dizi olarak yapılmış.

Her ne kadar dokunaklı bir dram olarak düşünülse de bana göre ibret alınacak bir konu. İsmi ve konusu ile kadınlara yönelik olarak düşünülse de bence erkekleri de etkileyecek. Anne ile kızının birbirlerine bağlayan o gizli ve özel ilişki gösterilmiş. Bu öyle bir ilişki ve bağ ki, 3 farklı kadın profil ve 3 farklı hikaye ile birbirine bağlanmış. Ve açıkçası replikler de bunu çok güzel perçinlemiş."Çocuklarım seni büyükanneleri olarak bilerek büyüyecekler. Çünkü onlarla beraber geçirdiğin zaman kan bağından daha önemli. Önemli olan zamandır." bu öyle bir cümle ki biyolojik bağı tamamen bir kenara koyan ve başka bir yerde "Gittiğim her yerde, onun yüzünü kalabalıkta görmeye çalışıyorum." repliğiyle biyolojik bağın hiç bitmediğini tekrar hatırlatan cümle... Mutlaka izleyin derim. İyi seyirler.

cybilla, Yepyeni Bir Hayat (2009) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

Bazen olayların gidişatını değiştiremeyiz ve içimizdeki öfke kocaman dalga dalga olur, köpürür....O öfke aslında içimizdeki acının başka bir şeklidir. Ağlayamayız, Gülemeyiz, Konuşamayız... Sürekli bir yumruk boğazınızda. Ölsem daha iyi bile dersiniz.

Küçük Jin-hee’nin öfkesi yaşına göre kocaman. Oysa ki filmin başındaki kocaman gülümsemesi, içinizi ısıtacak cinstendi. Babasına duyduğu sevgi size bile değiyor. O kadar ki elveda etmeden demeden giden babasına laf söyletmiyor, söylemiyor. O kadar suskun ki... Ama herşeyi gözleri anlatıyor. Umutla babasının geri döneceğini inanarak kimseyle konuşmuyor, yemek yemiyor hatta kıyafetlerini bile değişmiyor. Kendisi gibi inatçı olan büyük arkadaşı ile tekrar yumuşuyor, rahatlıyor. Onu da kaybettiğinde yaralı bir kuş gibi kolu kanadı kırılıyor. O kadar ki ölmek istiyor. Onun bu teslim oluşuna siz bile ağlarken, onun gözyaşını dahi görmüyorsunuz.

Filmin adına inat yepyeni hayata dair ne umut ne de hayal var. Tüm film boyunca eskiye duyulan özlem var. Filmin hem yönetmeni hem de senaristi olan Ounie Lecomte, kendi çocukluğundan esinlenerek çektiği ilk uzun metrajlı filmi....Oldukça sade ve duygu sömürüsünden uzak. Festival filmi ağır gelir diye düşünmeden mutlaka izleyin ve izlettirin. İyi seyirler.

cybilla, İki Kadın Bir Erkek (2010) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

Amerika da bile tartışılan bir filmin, bizde vizyona giremeyen filmlerin arasından geçipte gösterime çıkması da enteresan. Muhtemelen Oscar’ı sırtlayabilecek bir film olarak düşünüldüğü içindir. Konu itibariyle bizim ahlak anlayışımıza tamamen ters. Lezbiyen bir çift ve bir şekilde oluşturdukları bir aile, geçmişten çık gelen donör babanın hayatlarına girdiklerinden sonraki çelişkiler ve çarpışmalar. Son yıllarda sinemada, eşcinsellik konusu daha rahat ele alınmaya başlandı. Tabii buna karşı olan muhafazakar bir tarafta yok değil . Öyle ki aldıkları ödüllerin sırf özendirmek amacıyla kazanıldığını bile öne sürüldü. Ancak tüm söylentilere rağmen ödül alan bu filmler gerçekten çok başarılı. Özellikle Brokeback Mountain ve Milk bunlardan aklıma ilk gelenler.

The Kids Are All Right ise bu bağlamda en hafifi. Burada eşcinsellik başlangıçta ön planda iken konunun devamında arka planda kaymış. Öyle ki ilişkinin lezbiyenmiş, gaymiş olmasına hiç bakmıyorsunuz. Sadece bir arada olmaya amaçlayan bir aile profilini izliyorsunuz. Verdiği mesaj ise çok klasik."Bizi aile yapan genler değil ilişkilerdir." Filmin en büyük kozu ise oyuncular. Ancak Annette Bening bana göre filmin ağır topu. Omuz hareketi, sakin halinden fevri haline dönüşü. Gerçekten mükemmel. Ancak buna rağmen film finaliyle çok vasat. Her şeyin ortaya çıktığı son 20 dakikadan sonra hikâye oldukça sıradanlaşıp, basit bir finalle kapanıyor.

Filme neden The Kids Are Allright yani çevirisi Çocukların Keyfi Yerinde ismi verilmiş bulamadım. Herhalde bizimkilerde bulamamış ki ismini İki Kadın, Bir Erkek olarak değiştirmişler. Çünkü bence, çocukların durumu hiçte iyi değil. Yine de iyi seyirler...

cybilla, İki Kadın Bir Erkek (2010) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
cybilla

Amerika da bile tartışılan bir filmin, bizde vizyona giremeyen filmlerin arasından geçipte gösterime çıkması da enteresan. Muhtemelen Oscar’ı sırtlayabilecek bir film olarak düşünüldüğü içindir. Konu itibariyle bizim ahlak anlayışımıza tamamen ters. Lezbiyen bir çift ve bir şekilde oluşturdukları bir aile, geçmişten çık gelen donör babanın hayatlarına girdiklerinden sonraki çelişkiler ve çarpışmalar. Son yıllarda sinemada, eşcinsellik konusu daha rahat ele alınmaya başlandı. Tabii buna karşı olan muhafazakar bir tarafta yok değil . Öyle ki aldıkları ödüllerin sırf özendirmek amacıyla kazanıldığını bile öne sürüldü. Ancak tüm söylentilere rağmen ödül alan bu filmler gerçekten çok başarılı. Özellikle Brokeback Mountain ve Milk bunlardan aklıma ilk gelenler.

The Kids Are All Right ise bu bağlamda en hafifi. Burada eşcinsellik başlangıçta ön planda iken konunun devamında arka planda kaymış. Öyle ki ilişkinin lezbiyenmiş, gaymiş olmasına hiç bakmıyorsunuz. Sadece bir arada olmaya amaçlayan bir aile profilini izliyorsunuz. Verdiği mesaj ise çok klasik."Bizi aile yapan genler değil ilişkilerdir." Filmin en büyük kozu ise oyuncular. Ancak Annette Bening bana göre filmin ağır topu. Omuz hareketi, sakin halinden fevri haline dönüşü. Gerçekten mükemmel. Ancak buna rağmen film finaliyle çok vasat. Her şeyin ortaya çıktığı son 20 dakikadan sonra hikâye oldukça sıradanlaşıp, basit bir finalle kapanıyor.

Filme neden The Kids Are Allright yani çevirisi Çocukların Keyfi Yerinde ismi verilmiş bulamadım. Herhalde bizimkilerde bulamamış ki ismini İki Kadın, Bir Erkek olarak değiştirmişler. Çünkü bence, çocukların durumu hiçte iyi değil. Yine de iyi seyirler...

cybilla, Oscar ve Lucinda (1997) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
cybilla

"Tanrı var diye bahse girer,hayatımızı buna bağlarız.Olasılıkları, cennette azizlerle...birlikte yaşama şansımızı hesaplarız."

Kumarın günah olmadığını birbirine inandıran iki kumarbaz. Biri ,kumar oynayan gariban bir rahip. Diğeri ise toplumun karşı geldiğini bile bile gizlice oynamaya devam eden Avustralyalı bir iş kadını. Peter carey 'nin romanindan uyarlanan psikolojisi bozuk bir Ralph Fiennes ve dunya tatlisi bir Cate Blanchett izlemek göz doldurdu. Her ne kadar konusu ilginç olsa da oyunculuk dışında hiçbirsey sizi ekrana bağlamıyor. Konu daha güzel işlenebilirdi. Görüntüler, kostümler ve müzikler mükemmeldi. Cam fabrikasındaki görüntülere ve cam kiliseye bayıldım. sadece bunlar için bile izleyebilirsiniz. iyi seyirler.

cybilla, Ya Sonra (2011) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
1 cybilla

"ah bugünün bir de yarını var
mutluyduk belki bugüne kadar
ya sonra

ne yaparım senden sonra
acımadan geçer yıllar
zamanla yalnızlık başlar
yola çıkar pişmanlıklar"

Ajda Pekkan şarkısı nedense bu filme çok uygun geldi. Şarkıdaki gibi filmde de gitmek isteyen ama bir türlü gidemeyen birbirine aşık ama boşanmış bir çifti göstermekte. Hollywood tarzında komedi-romantik tarzının Türk versiyonu da diyebilirim. "Kadının yeri kocasının yanıdır" fikrine karşı güzel güzel çıkılmış. Öyle ki Issız adam'daki toka hikayesi burada çorba olarak gayet etkiliydi. Senaryo, görüntü ,müzik hatta sosyal mesaj bile başarılı. Tiyatro kökenli oyunculara diyecek lafım yok. Tek eksisi yan rollerdeki oyunculara oyunculuklarını yeterince gösterme fırsatı verilmemiş.

Mahsun Kırmızıgül gibi Özcan Deniz'de aynı yolu izliyor kariyerinde. Müzik, dizi ve film... Kırmızıgül kafamızdaki tüm önyargılara rağmen kendini ispatladı. Özcan ise, şu anda yolun başında. Ama açıkçası belirtmeliyim ki beklediğimden başarılı. Hatta bayağı başarılı. Bence izleyin. İyi seyirler.

cybilla, Başımıza Gelenler (2010) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
cybilla

Hep biz mi kopyalayacağız? Bu ara seyrettiğim filmleri Türk filmleriyle özdeştiriyorum. Canlı Hayat adlı Kaan Girgin ile Ceyda Düvencinin oynadığı filmle konusu birebir aynı. Romantik komedi türünde Katherine heigl ismini gördüğümde seyredilebilir oldugunu anlayabiliyorum Josh Duhamel ile de iyi bir ikili oldular.Girişi de,gelişmesi de,sonucu da baştan belli olan, sürprize yer bırakmayan ve kafanızı yormayan aile filmi. iyi seyirler...

cybilla, Annemler Tatilde (2006) filmine bir şeyler yazdı
cybilla
cybilla

Filmin konusunu Brezilyalılar 'Babam ve Oğlum'dan esinlenmiş diyebilirim. Hikayenin konusu futbol gibi gösterilse de, asıl konu Yahudiler ve İtalyanlarla dolu bir Sao Paulo mahallesindeki yaşam. Farklı kültürden gelenlerin yeni ülkesi olan Brezilya’yı benimsemelerini ve ülkenin dikte rejimindeki olaylarını kupa maçıyla birleştirerek gösterilmiş. Bana 2002 yılındaki dünya üçüncüsü olduğumuz Güney kore-Türkiye maçındaki tek yürek olduğumuz atmosferi hatırlattı. Yönetmen küçük oyuncuları bulabilmek için 6 ay araştırmış ki bence bu çabasına da değimiş. Mauro ve Hanna çok başarılılar. Mauro'nın hüzününe ve yalnızlığına içiniz burularak, Hanna'nın kara fatma hallerini ise gülümseyerek seyredeceksiniz. Fazla abartısı olmayan oldukça yalın, duru bir anlatıma sahip sıcacık,samimi bir film seyredeceksiniz. İyi seyirler...

  • toplam: 336 kayıt