ozminya
ozminya İLE BİR ŞEYLER PAYLAŞ
TAKİP
Çok genç bir yönetmenden bu kadar olgun bir film...Anlatılan anne-oğul ilişkisi o kadar samimi, o kadar içten ki, biri bizi gözetliyor hissiyatına kapılmadım değil... Ergen psikolojisi hep alay konusu oldu filmlerde, kimse de kamerasını bu hassas konuya kolay kolay çevirmez... Xavier Dolan bu açıdan büyük bir iş başarmış. Ağladım evet itiraf ediyorum..:)
Samanyolu televizyonu dizilerinin ticari sinemaya uyarlanmış hali. Artık buna ne kadar sinema denebilirse..
Bu yıl en çok izlenen filmler arasına bir Türk filmini sokamamak ne büyük bir kayıp sinemamız açısından...Bu bize her geçen gün kalitenin düştüğünü gösteriyor. Bu sene çok beğenmesem de kendimi zorlayarak bir çok Türk filmine gittim. Sonuç tam bir hüsrandı.Biz sinemamız kalkınsın diye elimizden geleni yaparken yapımcıların ve yönetmenlerin bizi hiç sallamadığı aşikar... Hala seyirciyi aptal yerine koyan filmler çekmeye devam ediyorlar. böyle giderse 80li yıllara geri döneceğiz demektir...
Bu sene de beklentilerimizi karşılayamayacağız demek ki...Her yıl Türk sineması adına umut verici gelişmeler olurken kutsal damacana,kurtlar vadisi filistin ve bir avuç komedi -romantik filmler furyası bizi bekliyor maalesef.Hele ki bunların arasına din propagandası yapan (Hür Adam) filmler de eklendi ki, Türkiye'de artık sinema daha doğrusu sanat değil, kalitesiz ticari eğlencelikler üretiliyor...
Türkiye'de gösterime girmesi büyük şans. Ankara Uluslararası film festivalinde izlemiştim. Duygusal ve içten bir film olmuş. Ajitasyona kaçmadan derdini en güzel anlatan filmlerden...Uzak doğu sinemasına uzak kalmayın,mutlaka izleyin!
Çoğu yönetmenin piyasa filmi çekmek kaygısıyla uzak duracağı konulardan biridir göçmen sorunu.Bakalım Costa Gavras nasıl değinmiş bu konuya diye düşünrüken beni hayal kıtıklığına uğratmadı. Gerçekleri gözümüzün önüne sererken asla ajitasyona kaçmadan başrol oyuncusunun da hüneriyle yer yer komik,eğlenceli,yer yer hüzünlü bir film çıkarmış karşımıza. Başrolde Riccardo Scamarcio çok etkileyici ve kastettiğim sadece oyunculuğu değil:)Dilencilikten sihirbazlığa her işi yapan kahramanımızı filmin sonunda neler bekliyor acaba?
Bu filme adından dolayı romantik komedi filandır herhalde diye gidenler büyük hüsrana uğramışlardır. Filmin adını doğru düzgün çevirmezsen böyle olur işte gerçi yapımcılar film tutsun diye çakallık yapmış da olabilirler bilemiyorum.Ama bu filmin böyle küçük oyunlara hiç ihtiyacı yok onu söyleyebilirim...Tolstoy'un son yıllarda Rus köylüsünün halini görüp bütün birikimini onlarla paylaşmak istemesi karısını çileden çıkarmış haliyle ama filmde sanki mazlum durumda gösteriliyor.Bir de tolstoyculuk meselesi var.Filme göre pek bir amacı yokmuş...Elbette böyle değil.Amerikalılar Rus yazarı anlatıp Rusya'da geçen film çekerse bu kadar olur ancak.Ama sanatsal ve sinemasal açıdan çok güzel bir film hakkını teslim etmek lazım. Tarihi dramlardan hoşlanan (benim gibi yani) insanlar için müthiş zevk alınacak bir film eksiklerine rağmen...
Amerikalı politikacıları kuzulara, savaşa giden askerleri de arslanlara benzetmiş temelde.Böyle kötü politikacıların elinde harcanıyor bu çocuklar gibi bir önerme çıkartılabilir.Ama filmin alt metnini dikkatli okursak Amerikalıların kendilerini nasıl eleştirdiğinin ayırdına varabiliriz. Diyaloglar o kadar ustaca yazılmış ki her ne kadar yeni bir şey söylemese ve sistemin savunuculuğunu yapmaya devam eden bir film de olsa ben çok beğendim filmi...Aksiyon, savaş vb. şeyler arayanlar izlemesin ama eleştiren ve eleştirilmekten korkmayan insanlar izlesin bu filmi
Yer yer eksikleri olsa da kesinlikle izlenmeye değer bir film.Oldukça gerçekçi ki gerçek bir öyküden uyarlandığı söyleniyor zaten filmde sonuyla yürek burkan bir film.Son zamanlarda izlediğim en güzel dramlardan biri.
Orada bir köy var uzakta... Biz gitmesek de görmesek de nice hayatlar var bilmediğimiz...Kırgızlar sinirlendiklerinde aynı bize benziyorlarmış bunu öğrendim bu filmde:) At sırtında özgürlüğe uçmak hiç bu kadar güzel anlatılmadı.
Amelie 'ye bayılmış olan benim için bu filmi sevmemem mümkün mü.Evet biraz duygusal davranıyorum ama n'olmuş zaten filmin öyle büyük bir iddiası da yok.Romantik ve masalsı bir film insanın içini ısıtan türden...
Kasvetli, acı bir film bu..Yönetmenin amacı bize biraz da görmek istemediğimiz gerçekleri gösterip derinden sarsmak belki de.Ama acemiliğinin kurbanı olmuş biraz demagoji mi yapmış ne..Güzel bir öyküsü var filmin, anlatmak istedikleri önemli.Bir filmin iyi film olması için iyi bir öyküsü olması gerekir ama sadece bu yeterli değildir...
Sıradan romentik komedilerden sıkıldıysanız bu film ilaç gibi gelecek.O kadar büyülü bir dünyası var ki hakikaten büyülü çift.Gerek konusuyla, gerek senaryosuyla izlenmesi gereken bir film.
2009 yapımı ama vizyona girmedi herhalde hiç bir salonda göremedim fragmanı ilginçti izlemek isterdim filmi ama sanırım gösterim şansı bulamadı.
Gezici festivalde izleme fırsatı buldum o kadar az kaldı ki vizyonda..Öyle hayatın içinden öyle bizden bir film ki kendi hayatımı sorgulamama bile neden oldu..Başroldeki oyuncunun performansı,mimikleri, karakterine hakimiyeti filme çok şey katmış.Özellikle sinefillerin kaçırmaması gereken film.Aldığı altın portakalları sonuna kadar hakediyor.
18. yüzyılın İngilteresi'nde son derece tutkulu bir aşk öyküsü...Tom Lefroy ve Jane'in aşkı bence Romeo ve Juliet den bile trajik...Yaşamaya devam edip sevdasını kalbine gömmek zorunda olan herkes izlemeli bu filmi..Biraz duygusal oldu biliyorum ama filmin sonu da öyle zaten...
Son yıllarda izlediğim Amerikan romantik komedilerinden beklediğim kaliteyi alamamdan mütevellit bu filme de biraz ön yargıyla yaklaşmıştım izlemeye değer mi acaba diye...Fakat sorunsuz ilerleyen senaryosu ve temposuyla sonunda ne olacağını bilmenize rağmen izlettiriyor kendini film.İzlediğim en eğlenceli romantik komedilerden biriydi...
Günümüzden bakıldığında politik bir film diyebiliriz ama 60lı yılların Türkiye'sinde o kadar normal ki ne yönetmen ne de senarist Vedat Türkali bu filmi politik bir film olarak görmeyip, gelen eleştiriler neticesinde 'Biz politik film mi yaptık şimdi' diye de bir şaşkınlığa düşmüşlerdir.
Çekilen ilk grev filmi olarak kabul edilir,Türk sineması açısından çok önemli bir yeri vardır, mutlaka izlenmesi gerekir...




işte size filmi izlemek için 3 sebep.
1.marlon brando'nun müthiş oyunculuğu
(sessizliğiyle bile ortalığı kasıp kavuran,müthiş karizma ama içinde karısının ölümünden dolayı yalnızlık çeken,fazla konuşmayan ama bakışlarıyla bile nasıl dibe vurduğunu ,içinde ne volkanlar koptuğunu bize anlatabilen o inanılmaz oyunculuğu) ki brando daha sonra bu filmi 'kendimi en iyi oynadığım film' olarak anacaktır.
2.bernardo bertolicci'nin klasikleri
(sinemada yaratılmaya çalışan hristiyan kültüründeki'kutsal aile'formatına karşı çıkan,insanların içindeki bastırılmış cinsel istekleri deşifre eden,daha çok bohem ve marjinal hayatlara sanatsal bir bakış getiren politik sinemanın üstadı bertolicci'nin sinemacılığı için)
3.klişe aşk ve tutku filmlerinden sıyrılıp insanın gerçek benliğine soluksuz bir yolculuk için...
Filmde kullanılan erotizm insanın zaten doğasında var olan bir şeyi yansıtmak için kullanılmıştır.erotizmi iğrençlik olan tanımlayanlar izlemesinler!
İşi bilen birinin yorumlarını okumak her zaman güzeldir. benim yazacak bir şeyim kalmadı böylece. Aynen katılıyorum...