tedmosby1707
tedmosby1707 İLE BİR ŞEYLER PAYLAŞ
TAKİP
karanlık işlerle uğraşan bir insanın artık bu işleri bırakmaya çalışmasının hikayesi...Türkçe'ye Kibarlık Zor Zanaat diye çevirilebilir. işte bu adam da kaba bir dünyada kibar olmaya çalışıyor ve film de ortaya çıkan durum komedisine sırtını dayıyor. genel olarak akıcı bir hikayesi var...
filmden umutlarımız bayağı olmasa da vardı işte. Kapı Komşusu gibi bir filmin yönetmeni, Noomi Rapace, norveç sineması vb... iyi işliyor senaryo biz de merak ediyoruz acaba noldu nolacak diye. bir sürü soru var aklımızda. bekliyoruz bakalım ne olacak diye. ama beklediğimiz o gemi hiç gelmiyor be ismail abi. sonunda elimizdekiler: havada kalan sorular,ulan bu çocuk da neyin nesi, saçma bir final, sinema sevdamız üzerinde gezinen enayilik hisleri ve KOCA BİR NAANİİİİKKK!!! artrık karar sizin...
filmi izledim ama yorumu çok beğendim:) +1
Ben filmi 2 defa izledim.Finali az çok anladığımı düşünüyorum.İlk izlediğimde bende tam olarak kavrayamadım ama ikinci defa seyredip üzerine 6 gün düşündükten sonra taşlar yerine oturdu diyebilirim :)
Üzerine fazla kafa yoracak bir film değil ama havada kalan soru olduğunu düşünmüyorum.Cevaplar var ama kesinlikle tatmin edici değil.
endişe nedir? kendi aklının yavaş yavaş eridiğini bilmek mi? eriyen bu aklın bize gösterdiği kabusları ciddiye alıp ailemizi henüz ortada olmayan bir şeyden korumak mı? curtis film boyunca endişeli. endişesi kendisini yiyip bitiriyor. ama biz de bitiyoruz, biz de endişe ediyoruz. biz de yaşıyoruz kabusları. curtis'in fırtına paranoyaları bizi de sarıyor. kimse inanmıyor curtis'e biz de bazen inanmıyoruz ona delirdiğini düşünüyoruz tüm film boyunca. film aslında tamamıyla metaforlarla örülü. amerikan orta sınıf aile sistemini bekleyen tehlikeleri sembollerle anlatıyor.gökten gelecek tehlike aslında bir ekonomik krizi temsil ediyor bana göre. curtis'in kardeşi de bir sahnede onu uyarıyor "bu ekonomide alacağın şeyleri iyi düşün" diyerek. micheal shannon paranoyak karakteri çok iyi yansıtıyor. jessica chastain artık zaten her hafta bizimle. burda da daha önce izlediğimiz filmlerindeki gibi çok çok iyi. yönetmen jeff nichols ise yarattığı paranoya ile kabus sahnelerinde çok iyi işlere imza atıyor. efektlerini dozunda kullanıp gözümüzü boyamıyor ve takip edilesi yönetmenler listemizde gönül hanemize ekleniyor.kısaca böyle felaket ve gerilim filmlerine can kurban daha ne olsun...
Bu fim için yazılmış en güzel yazı.Daha iyisini okumadım.
ooooooffff bu ne iğrenç ne işkence için yapılmış bir filmdir yahu ben böyle kötü bir film daha izlemeedim izlemek de istemiyorum bir daha...bütün klişelerin peşpeşe geldiği yok yahu bunlar klişeden de öte şeyler sırf şaka için yapılmış şeyler herhalde.hele bir de filmin sonlarına doğru tabi dayanabilirseniz kameranın gölgesi bile görünüyor.bu kadar da ucuz olunmaz ki yani...
hesabını başından yapıp duygularımızı sömürmeye ant içmiş gibi duran bir film var karşımızda. anna ve jacob'ın ilişkisi başından beri yapmacık geliyor. bişeyler eksik kalıyor ve duygu seyirciye tam geçemiyor. senaryodaki boşluklardan mı oyuncuların zayıflıklarından mı bilinmez. ama oyunculardan tabi ki jennifer lawrence göründüğü her kareye lezzet ve şıklık katıyor.keşke daha çok rolü olsaymış dedirtiyor.sonuç olarak hesabını bilemeyen hesaplı bir film olduğu için, hesabını bilen seyirciye pek bir şey ifade etmeyebilir.
onun adı roger brown. 1.68 boyunda.karısı ondan uzun.ve o bir sanat kaçakçısı.karısına pahalı şeyler alıyor.karısının da bir resim galerisi var.aldığı son iş onun ve tek ortağının hayatını altüst edecek. filmin adı kafa avcıları.ismini roger'ın paravan iş olarak çalıştığı şirkete zeki insanları seçmesinden geliyor.norveç sinemasından gelen bu entrika macera filmi karda yürüyüp izini belli ettirmeyen nadir filmlerden.film boyunca kime güvenileceği belli değil.roger'ın işe almak için gözüne kestirdiği nanoteknoloji dehasının meğerse başka maharetleri de varmış.roger bunu öğrenecek ama biraz bedeli ağır olacak.film son dönemde izlediğim macera filmleri içinde en zekice işleyenlerinden.
''Adım Roger Brown.Boyum 1.68 ve fazlası ile yeterli''
"ben sana ufku gösteriyorum ama sen ayaklarına bakıyorsun!"
aşk için büyümek gerekir bazen...
sizi büyütecek bir aşk bulusanız sıkı sıkı sarılın ona bırakmayın kaybetmeyin...
bence bu haftanın en görülmesi gereken filmi film bittiğinde yutkunmakta zorluk yaşıyorsunuz klişse tabirle film son anda karnınıza bir yumruk atıyor ki savaşın anlamsız olduğunu bir kere daha anlıyorsunuz. keşke daha fazla salonda gösterim imkanı olsaydı. fırsat bulunca mutlaka izleyin pişman olmayacaksınız...
yorumunuza katılıyorum diyebiliyorum sadece çünkü karşımızda gerçekten yorumlarla ifade edebileceğim bir film yok. keşke etkisi sadece yumruk kadar olsaydı bende. çok daha fazlası..
bir adam kumar oynamaktadır.son parasını da verir ama kazanamaz.adamın taksi şoförü olduğunu karısını kore'ye iş için gönderdiğini ve haber alamadığını öğreniriz.işte bundan sonra bir adamın para için hangi kimliklere büründüğünü ya da toplumun onu hangi etiketlerle gördüğünü izlemeye başlarız.para için katil olmayı seçmesiyle filmin gerilim dozu artar.özellikle kovalamaca sahneleri heyecanı artıran çekimlere sahip.filmin tek dezavantajı süresi.süre boyunca bazen olayların takibi zorlaşıyor ama yönetmen yine aksiyon hünerini gösterip gönlümüzü kazanıyor tabi. genel olarak bir adamın karısına kavuşma hikayesi olarak özetleyebileceğimiz film karakterin bulaştığı derin devlet işleri yüzünden başını beladan kurtarma hikayesine dönüşüyor.
Ölümcül Takip'ten zonra bu film bauyağı bir zayıf kalmış.Sürenin de çok uzun olduğunu düşünüyorum.
coen biraderlerin komedi türüne birkaç taze dokunuş yaptıkları eğlenceli bir film.nicolas cage'in de henüz gönül tellerimizi titrettiği oyunculuk hünerlerinden kalma yeteneğini izlemek ayrı bir keyifmiş.ayrıca filmde nicolas cage'in yıllar sonra oynayacağı hayalet sürücü karakterine benzer bir karakterin olması da hoş bir ironi olarak tarihe geçmiş.film baştan sona komik durumlar ve klasik coenler tarzına yakışır sahnelerle dolu.özellikle Hi'ın bebek bezi aldığı sahne tarihe geçecek cinsten bir kovalama sahnesi bence.
the moon filmine özendiği apaçık olan film ordaki tek kişilik paranoya ve gerilimi bu kez 2 kişi üzerinden anlatmaya çalışmış(!).filmin tek gerilim unsuru da olunca, film daha yirminci dakikasında sıkmaya başlıyor.şu adamlar ölse de film bitsin dediğiniz anlar oluyor.neyi anlatmaya çalıştığı bile belli değil.üstüne bir de finalde bize kazık atıp ölmüş bir adamın arkasından konuşuyor, filmi öyle bitiriyor.görüntüler zaten içinden çıkılamayacak kadar kötü.ne olduğunu anlayayım derken filmden kopuyorsunuz.gerçi zaten filme kendinizi veremiyorsunuz orası ayrı mesele...
peter mullan'ın filmlerini izlemiş ve sevmiş birisi olarak u film bende büyük hayal kırıklığı yarattı. çıkış noktası ve hikayesini anlatım biçiminin güzel olması iyi de finalde hiçbir şeyin belirgin olmaması filmi vasatlıktan kurtaramamış.bazı şeylere yüzeysel değinilmiş...
yaşlı adam patates yemeye başlar. patates sıcaktır elini yakar ama yemek zorundadır açtır çünkü.yemeye başlar ağzı yanar ama sürekli yer, açtır çünkü.patatesi sevip sevmemesi önemli değildir yemek zorundadır açtır çünkü.hayat da böyledir aslında.yaşamaya başlarız zordur hayat ama yaşamak zorundayızdır.yaşadıkça canımız yanar ama yaşarız yaşamak zorundayızdır çünkü. hayatı sevip sevmemek önemli değildir yaşamak zorundayızdırçünkü. bu ve bunun gibi daha pek çok düşündürücü felsefi detaylarla örülü bir öykü bu.hayatın monotonluğu ve anlamsızlığı üzerine.son filmini çeken bela tarr'dan uzun ve "sessiz" bir vedaydı bu izlediğimiz.kendinize gelememeniz olasıdır filmden sonra...
aynen GORA'da olduğu gibi uzaya giden bir adamın mars'ta verdiği mücadelenin filmi.tabi bahsi geçen bu filmde daha ciddi bir mücadele söz konusu.büyük yaratıklar bir zorla evlenme hikayesi, bağımsızlık kazanma hikayesi, gezegeni ele geçirmeye çalışan bir komutan gibi daha önce çoğu filmde gördüğümüz hikayeleri birleştiriyor.ama bunlara rağmen finale giden yolda anlattığı pek bir hikaye de yok zaten.bu hikayeler sadece heyecan için filmi sürülemek için başka filmlerden kotarılmış hissi uyandırıyor.arkasını sadece efektlere dayadığı için de hikayesi değil görselliği ön planda.özellikle finale yakın arenadaki dövüş sahnesi 3 boyutun en iyi kullanıldığı yerler.filmin bazı yerleri çok durağan olsa da finali gayet sürprizli. genel olarak vasatın biraz üstünde duran ve çok daha iyi olabilecek bir film.bilimkurgu ve fantastik tutkunları sevebilir.
bir tuhaf kasabada 14 yaşında bir kızın ölümüyle başlayan seri cinayetleri çözmeye çalışan iki dedektifin öyküsü.michael mann'in yapımcılığında kızı ami canaan mann'in yönetmenlik koltuğuna oturduğu filmin mann gibi bir yönetmenin kızı için pek de iyi bir film olduğunu söylemek zor.öncelikle senaryonun gerilim unsurları çok az olanları da zaten pek kullandığı yok. film ağır aksak bir senaryoyla ilerliyor.zaten ami mann'in kamerası da temkinli ve çekingen olunca filme kendinizi vermeniz zorlaşıyor. karakterleri tam olarak tanıyamıyorsunuz.örneğin anne adlı küçük kızın sürekli şartlı tahliye olduğu söyleniyor ama neden olduğu belli değil. bu da o karakteri anlamamızı zorlaştırıyor.oyunculuklar gayet yerinde özellikle hugo'da gönülleri fetheden chloe grace moretz göründüğü her kareye tat katıyor.jeffrey dean morgan ve oscar adayı jessica chastain de ellerinden geleni yapıyorlar.sonuç olarak kendini tam anlatamayan ve sadece gerçekten olan bir olayı aktarmaktan başka bir şeye yaramayan yetersiz bir film olmuş . michale mann'in kızından daha iyilerini bekliyor insan...
Çok iyi özet geçmişsin.
teşekkür ederim
Yazılarını büyük keyifle okuyorum.-Sıkı takipçilerinden biriyim :)
biricik Harry Potter'ımız Daniel Radcliffe'ın başrole kurulduğu gerilim-gizem türüne arkasını yaslayan bir film.eşi ölen bir avukatın aldığı son görev sırasında gittiği melankolik bir kasabada yaşanan gizemli olayların çözülüşünü anlatıyor.öncelikle daniel radcliffe rolünün hakkını veriyor ve hiçbir karede sırıtmıyor.yönetmenin kasvetli kamerasından yansıyan gerilim dolu sahnelerde filmin seyir zevkini artırıyor.film genel olarak iyi bir perili ev hikayesi.izlerken yer yer korktuğunuz ve ürktüğünüz yerler oluyor.bir de buna radcliffe'in karakterindeki ürkek ama kararlı hali de eklenince sonuna kadar ilgiyle izleniyor. finali de gayet ikna edici ancak biraz aceleye gelmiş hissi uyandırabilir.7/10














her süper gücü olan kahraman olup dünyayı iyi bir hale getirecek kendisini de insanları da mutlu edecek diye bir kural olmadığını gösteren belgeselvari bir film. süper güçlerin insan üzerindeki etkilerini, karakteri nasıl değiştirdiğine odaklanan ve aslında süper gücün bencillik olduğunu gösteren bir hikeyesi var. bu yüzden çok gerçekçi bir süper güç hikayesi. dikkat edin süper kahraman değil süper güç hikayesi çünkü bu filmde süper kahraman yok sadece süper güç elde eden sıradan insanlar var.